Son Yazılar
Başlangıç » Genel » BİR ŞEHİD: MEDET ÜNLÜ

BİR ŞEHİD: MEDET ÜNLÜ

Kafkasya toprakları…
Ne kadar güzel topraklardır…
Kahramanlık yetişir o topraklarda…
Mertlik yetişir…
Cesaretin en doruk noktasıdır oralar…
Ve şehitleri ile en münbit, en verimli topraklardır, Kafkasya…
Kimleri saysak, kimleri söylesek ki; cesareti, kahramanlığı dillere destan olmasın…
Bir dönem İmamları gördü buralar.
İmam Mansur…
Şeyh Şamiller…
Ve yakın tarihimizin kahramanları..
Cevher Dudayev, Şamil Basayev, Zelimhan Yandarbiyev, Salman Raduyev, Abdülhalim Sadullayev, Aslan Mashadov….
Ve ismini sayamadığımız binlerce yiğit…
Bugün 22 Mayıs ve Çeçenistan-İçkerya  Cumhuriyeti Fahri Konsolosu Medet Ünlü’nün Ankara’da bürosunda şehit edildiği gün. Üzerinden bir sene geçti, ama acımız maalesef hep taze.
Medet Ünlü; Türkiye’de Çeçen davası denince ilk akla gelen isimdi…
Rahmetli Cahar Dudayev Türkiye’yi ziyaret ettiğinde, Medet Ünlü onu Ankara’da bürokrasi çevreleri ile görüştürmüştü.  Dudayev de, Medet Ünlü’ye Çeçenistan-İçkerya  Cumhuriyeti Fahri Konsolosu unvanını layık görmüştü. Çeçenistan’da yönetim Rus yanlısı Kadirov’un eline geçmesine rağmen Medet Ünlü o eski unvanını kullanmaya devam etti.
Bize; Türk halkına, büyük şehit Cahar Dudayev’in emaneti idi, Medet Ünlü. Maalesef emanete sahip çıkamadık…
Bir dava uğruna, bağımsızlık mücadelesi uğruna, nasıl bir ömür tüketilir, dava adamlığı nasıl olur, herkese ziyadesi ile gösterdi, Medet Ünlü…
Çeçen halkının, Kafkas halklarının özgürlüğünün sembol isimlerindendi..
Çeçen direnişinin zirvede olduğu dönemlerde, gelen haberler onun süzgecinden geçerdi.. Doğru bilgi ondan alınır, savaşla ilgili detayları hep O Türk halkına verirdi..
Çeçenistan’da, Kafkasya’da ne olursa olsun, ilk O aranırdı, bilgi sahibi olmak adına. Enformasyon kirliliğine bir nevi ayar verirdi.
Bir mücadele adamıydı. Hiç geri adım atmadı. Çeçen davası zirvedeyken de vardı, herkes sustuktan sonra da vardı, mücadele sahasını hiç terketmedi, kaçmadı, yılmadı, hiç geri adım atmadı. Bir defa olsun O’nun davasından vazgeçtiğine dair, en ufak bir iz, emare, işaret görülmedi…
Aynı zamanda Türkiye için bir gönül adamıydı. Kanaat önderlerinden, akil adamlarından biriydi.
İstisnasız; Türkiye’ye gelen her Çeçen’e yardıma koşan, gazilere yardım eden, onlara kol-kanat geren bir abiydi..
Hakkında ne söylense güzel, iyi kelimelerle ifade edilen örnek bir şahsiyet, Medet Ünlü…
Yolu yolumuz, kavgası kavgamız, ulaştığı sevdamız Medet Ünlü…
Aşağıda şehidimizin 2009 yılında yazdığı bir yazıyı veriyoruz, neden şehit edildiği de öğrenilmiş olur:

MEDET ÜNLÜ: “ŞANLI ÇEÇEN MÜCADELESİ…

Medet Ünlü: “Şanlı Çeçen Mücadelesi Moskof’a, Yerli İşbirlikçilerine ve Soysuzlara Geçit Vermez!”
18-12-2009

Çeçenler çok badireler atlattı. Çok savaşlar gördü, sürgünler yaşadı. Ama hiçbir zaman Allah’ın kudret, azamet ve rahmetinden umutlarını kesip ye’se kapılmadılar. Yaşanan propaganda savaşlarında yüreklerimizi ve beyinlerimizi iğfal ve ifsad etme stratejik şeytaniliğine itibar etmeyiniz. Çünkü bu savaş türünün argümanları ve aktörleri ilgili karşı merkezlerin memuru olarak yanı başınızdan da çıkabilir.

Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti, SSCB daha tarihin mezarlığına atılmadan önce bağımsızlık yolunda “Devlet Olma Talebi”ne istinaden tek yanlı egemenlik ve 6 Eylül 1991 yılında “tam bağımsız devlet” olarak kendini dünyaya ilan etti. Bağımsızlık ilanını ortaya koyan Çeçen halk iradesi, devletini koruma iradesini de ortaya koyarak son 18 yıldır devam eden acımasız zorlu savaşlara rağmen bu kararlılığından vazgeçmemiştir. Bayrağını, milli marşını belirlemiş, anayasasını oluşturmuş, bütün sosyal, idari, hukuki boyutlarda ve devlet olmanın gereklilikleri açısından, siyasi, askeri organlarıyla dünya devletler ailesinin bir üyesiyim demiştir.

Bu bağımsızlık kararını içine sindiremeyen Rusya, dünyanın diğer devletlerinin de hadiseye sessiz kalması ile Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devletine savaş açmıştır. Yakmış, yıkmıştır.

Çeçen halkı, Rusya’nın açtığı bu savaşa yiğitçe bir duruş sergileyerek karşı koymuştur. Bağımsızlık idealinden vazgeçmeyeceklerini de göstermişlerdir. Çeçen Cumhuriyeti İçkerya’nın kurucu Devlet Başkanı olan aziz şehidimiz Cahar Dudaev ile sonraki Devlet Başkanlarımız Zelimkhan Yandarbiyev, Aslan Maskhadov ve Abdulkhalim Sadulayev ile nice şanlı komutanlarımız, mücahitlerimiz bu yolda şehit olmuşlardır.

Çeçenler Müslüman’dır ve küfrün egemenliğini asla kabul etmemişlerdir. Hükmü sadece Cenab-ı ALLAH’a hasreden itikadi sorumluluklarının farkında olarak yüzyıllarca her daim ĞAZOT- GAZAVAT- CİHAD ederek küfre Moskofa karşı direnmiş ve savaşmışlardır. Tarih ve mücadele içerisinde korkanlar, tırsanlar, ihanet edenler olsa da tarihin hiçbir döneminde Rus’a boyun eğen, Rus’u efendi sayan bir kabul olmamıştır.

Direnişin ve savaşın zorlukları ve Çeçenlerin kendi şartları dikkate alındığında soykırımların, zulümlerin ve sürgünlerin yaşandığı dolu dolu örnekler ortadayken Çeçenler hiçbir zaman savaşı isteyen taraf olmamıştır. Aksine her fırsatta barıştan yana olduklarını ortaya koymuşlardır.

Çeçen bağımsızlık hareketi, yüzyıllarca Çeçen coğrafyasına hükmetme isteğinde olan Ruslara ve Rusizm ideolojisine karşı yapılmıştır. Rus müstevli saldırılarına karşı verilen bu savaş, milli mücadeledir.

Tarih boyunca bir çok topluluk kendi milli mücadelesini vererek özgürlüklerine kavuşabilmişlerdir. Ama bedel ödeyerek ve acılar çekerek. Çok değil 90 yıl önce Türkiye’de yedi düvele karşı verilen milli mücadeleye benzer karakterdedir, Çeçen milli mücadelesi de…

Çeçen’lerin hadiseye temel bakış açılarının ne olduğunu ifade etmek, onların bu inançla çok zor bir hayatı yaşamak zorunda bırakıldıklarını unutmadan ve zillete tabi olmayı istemediklerini belirtmek gerekmektedir.

Küfre karşı verilen mücadele yalnızca silahlı mücadele değildir. Moskof’a karşı verilen milli mücadele için iman gerekir, sabır, sebat gerekir, milli bir ruh gerekir, şerefli ve haysiyetli olmak gerekir. Bu vasıflarında zaafiyet sahibi olan yapılar ya kenara çekilir ya beşeri gücü, ilahi güce karşı tercih eder, ya dünyevi bir bedel karşılığı kendini satar ya da düşmanını efendi, kendisini de onun kemik yalayıcısı konumuna getirerek ihanet çemberine dahil olup şerefsiz bir hayatla dünya ve ukbasını karartır. Küfrün ve şeytaniliğin oyuncağı olur. Lanetle anılmaya müstahak olur.

Bu genel girişten sonra;

Çeçenistan hakkında son dönemlerde Türkiye kamuoyuna hitaben alabildiğine yüksek tandanstan “tanıtım”, “Çeçenistan gerçekleri”, “Çeçenistan yeniden diriliyor” v.s. gibi başlıklarla propagandalar yapılıyor. Aynı merkezden olduğu aşikar olan bu faaliyet yine malum tek merkezden alınan talimatla Türkiye kamuoyuna sunuluyor.

Ana temasında; Çeçenistan’da savaşın bittiği, Çeçen halkının yaralarının sarıldığı, sulh ve sükunun sağlandığı ama özellikle Müslümanlıklarıyla maruf Çeçen halkına görkemli camilerin yapıldığı, hac yollarının açıldığı, Çeçenistan’da hemen herkesin şahane bir özgürlük içerisinde olduğu, güllük gülistanlık bir Çeçenistan resmediliyor.

Bu propaganda eyleminde, Çeçen mücahitlere ve bağımsızlık yolunda destan yazan unutulmayacak olan şehitlerimizin kanlarıyla, canlarıyla bu yoldan vazgeçilmeyeceği gerçeğinin unutturulması ön plana çıkarılmış olarak görülüyor. Kurulması için uğruna mücadelesi verilen Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti sanki yokmuş, bağımsızlık hedefinden vazgeçilmiş gibi sunumlar ile halen bu davadan vazgeçmeyen, bu mücadeleyi sürdürenler teröristlermiş gibi tıpkı Rus ağzına uygun satışlar yapılıyor.

Yüzyıllara sari uzun soluklu bu mücadele ve bu mücadeleyi onulmaz bedeller ödeyerek bu güne taşıyan Çeçen halkının hiçbir kıymet-ı harbiyesi yokmuş gibi bir mantıkla, Kremlin tezlerine hayat buldurulmaya çalışılıyor. Çeçen halkının çektiği acılar, bağımsızlık ideali uğruna verilen evlatlar, şahadetler, onurlu duruş, destansı direnişin dünü unutularak her şey yeni verilen startla başlanmış gibi her türlü şeytani şarlatanlıklarla sunumlar yapılıyor.

Bu propaganda niçin yapılıyor?

Ruslar tarih boyunca kendi fiziki güçlerine güvenerek dünyanın her yerinde istediklerini dize getirmeyi başardıklarını sanıyorlardı. Onların fiziki, siyasi, diplomatik, askeri ve stratejik güçleri Çeçenleri pes ettiremedi. Ruslar karizmalarının çizildiği Çeçenistan’ı, ne pahasına olursa olsun dize getiremeyince Rus’a ait “B” planlarını devreye soktular. Bu planın içeriğinde Çeçen halkının vahdetini bozarak fitne, fesat, satın alma ve kardeşi kardeşe vurdurma yöntemleriyle kan düşmanı toplum haline döndürmek vardır. Bu planın hayat bulması için kanı beş para etmeyecek uşaklarını buldular. Çeçenlere ait olan topraklarda tek yanlı Rus iradesine bağlı olarak “Rus yanlısı Çeçenistan Cumhurbaşkanı” atadılar. Kurdukları tiyatro sahnesinin diğer dolgu malzemeleri ve figüranlarıyla Çeçenistan’da Rus oyununu icra etmeye başladılar. Savaş yorgunu olan Çeçen halkını satın almaya, onların iradesini geçersiz saymaya, bağımsızlıktan vazgeçmiş bir hale döndürmek için her türlü entrikayı çevirmeye başladılar.

Evet, bu propagandalar Rus varlığını Çeçenlere kabul ettirmeye dönüktür. Oynanan tiyatroda ana tema camiler, kubbeler, zikirler ve fıskiyelerdir. Çünkü Çeçenler müslümandır. Çeçen bağımsızlık hareketine İslam ümmeti destek vermiştir. O halde din-itikad cephesinden Müslümanların avlanması gerekmektedir. Müslümanları cahil ve tepkisiz sayarak yaptıkları Rusluklarında başarılı olacaklarını sanıyorlar. Göreceğiz…

Bu propagandaların merkezi niçin Türkiye?

Tarihi birlikte yoğurarak, ortak acılar, ortak kaygılar, İslam kardeşliği, kültürel ve sosyal bağlarla zaten var olan ortak ruh; Çeçenistan’da Moskof’a karşı verilen mücadele açısından en çok Türkiye’de yer bulmuş, Türkiyeli Müslümanlar Çeçen kardeşlerini bağrına zaten basmıştı. Çeçenistan’da verilen bağımsızlık mücadelesini bizzat kendileri veriyormuş gibi sahiplenilmişti. Türkiye ve Türk milletinin tarih içerisinde defalarca karşı karşıya gelmişliklerinden dolayı Ruslara MOSKOF adını Türkler vermiştir. Demek ki Rus borazanlığının yapılması gereken en önemli yer Türkiye olmalıydı.

Bakınız ateşli silahların çok geliştiği dünyamızda atom bombasından sonra şimdilerde ondan daha güçlü Nükleer-Biyolojik-Kimyasal (NBK) silahlardan bahsediliyor. Oysa bundan daha güçlü silahlar kullanılarak, çağımızda daha etkili olan iğfal ve ifsad savaşları yapılmaya başlandı.

Hakkın-hakkaniyetin savunucuları zayıf kaldıkça, beşeri ilahlar edinenler ellerindeki silahlarını kafirlerin ve şeytani mahlukatın talimatlarıyla kullanarak, barış ve adalet savunucusu yiğitlere karşı pespaye yöntemlerle zillet öneriyorlar.

Evet, Çeçenistan hakkında Türkiye’de yapılan Türk milletine ve İslam Ümmetine hitaben başlatılan bu çirkin propaganda savaşına cevaben, Çeçenistan Bülteni isimli dergimizin Haziran 2009 sayısında değinmiş ve kısa bir yazı yazmıştım. “Çeçen Tarihi İhaneti Asla Cezasız Bırakmaz!” başlıklı bu yazımda, bahsi geçen faaliyetlerini yapmakla görevlendirilen Seyfullah Türksoy adını açıkça yazmış ve bu meselenin mahiyetine dönük fikirlerimizin ne olduğunu ifade etmeye çalışmıştım. Kendisini “Osmanlı Torunu” olarak tanıtan S. Türksoy Çeçenistan eyalet valisi gibi konuşuyor:
– Çeçenistan konusunda objektif yayınlar yapmış!
– Çeçenistan’da savaş sona ermiş!
– Çeçenistan’da son dört senedir savaş filan olmadığı gibi büyük cihad başlamış!
– Yaralar sarılıyor, gözyaşları siliniyormuş!
– Ben ve benim gibi Çeçen mücadelesine buradan destek olmağa çalışanlar “sırça köşklerden Çeçen edebiyatı” yapıyormuş!
– Cihat nutukları çekmek çok heyecan vericiymiş ve film bitmiş!
– Mazlum Çeçen halkı 400 yıl sonra ilk defa huzura kavuşmuş!
– İnancını geleneklerini kültürünü yaşamaya başlamış!
– Bu manzara nedense birilerini rahatsız etmiş ki onlardan biri de Medet ÜNLÜ’ymüş!
– Çok değerli “Osmanlı torunu”! Mesleğinin duayeni Sn. Seyfullah Türksoy, Çeçenistan hakkında yayınlar yapmış ve gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmış. Dolayısıyla şahane bir misyon yüklenmiş olan “gazeteci” Seyfullah Türksoy, Türk milletini hem aydınlatmış ve hem de Çeçenistan konusunda Türk milletinin kazık yemesini önlemiş!
– Çeçen toplumunu maddi ve manevi olarak yüceltmeyi hedefleyen bu büyük (CİHAT YOLUNDA!) adeta Ramzan Kadirov’un etrafında kenetlenmişmiş! İstikrar dönemi yaşanıyormuş, sefelalet ve perişanlık yokmuş! Peki ne varmış? Pırıl pırıl yollar, caddeler, park bahçeler ve her yerde imar edilen şehirler, yükselen minareler ve gök kubbeyi çınlatan ezanlar varmış!

Seyfullahcığım; Açılan ilk ve büyük “Hacı Ahmet Kadirov” Camisini kim yaptı? Vladimir Putin’nin bu camiyi, yani Allah’ın beytinin açılışını yapma inceliğinin sırrı ne ola ki? Hatta Putin o caminin içine Ramzan ve Papasını yanına alarak girmeden önce köpeklerin o camiye sokulması anılmayacak kadar önemsiz miydi?

– Bana “sen ne ayaksın” diye hitapta bulunmuşsun.

Bizler inancımız gereği Hz.İbrahim milletinden, Muhammed (sav) ümmetindeniz. Ateşe atılmak istenen Hz. İbrahim’den yanayız. O’nu ateşe atan Nemruttan yana olmadık, olmayız. Ateşi söndürmeye gidenden yanayız, harlayandan değiliz. Nemrut ve avanesi gibi hırlayanlardan değiliz. Bizler İbrahimÎ çizginin devamı için uğraşan ve kendilerini i’lay-ı kelimetullah tarafında rüşt ispatı yapan Cahar-Zelimkhan-Aslan-Abdulkhalim-Şamil-Hamzat daha binlercesi ALLAH’u Teala’ya verdikleri misaklarından vazgeçmeyerek tarihin şanlı sayfalarında yer bulan muvahhidilerin yolundayız. Onların ayak izlerindeyiz. Sana da tavsiyem, ilk iki ayağı Putin-Ramzan’dan oluşan sacayağının üçüncüsü sen olma…

-“Kerameti kendinden menkul Medet ÜNLÜ kendisini İÇKERİYA FAHRİ KONSOLOSU ilan etmiş” demişsin.
Senin yüzüne bakınca zeka seviyen fena görünmüyordu ancak beni yanıltın. Halbuki senin gibi mesleğinin ustası bir araştırmacı için bu konsolosluk meselesinin nasıl olduğu, yetkisiz kullanılmayacağı v.s. gibi hadiseleri çok rahatlıkla öğrenebilirdin. İyi niyetin olsa idi bana çok rahatlıkla ulaşabilir ve sorabilirdin. Ama bunları yapmadın. Sanki ben bir yetki gaspı yapmışım gibi ortalığa, tıyniyetine uygun mesajlar vermeye çalışıyorsun.

Koçum, ben Medet ÜNLÜ, Çeçenistan’da bağımsızlık hareketi başlamadan önce de vardım. Unutma ben bir sürgün insanıyım. Tıpkı bugün yaşanan Rus vahşetinin, 150 yıl önceki versiyonunun sonucunda sürgüne tabi tutulan insanların nesebindenim. O günlerde yaşanan bu acı tablolara bigane kalmayıp, sürgün insanlarına bağrını açan Osmanlı bizim için her daim baş tacı olmuştur. Bu gün için kendini “Osmanlı Torunu” addeden senin gibi müsveddeler, tarihin derinliklerine biraz inebilseler.

Evet, ben Aziz şehid Devlet Başkanımız Abdulkhalim Sadullayev tarafından atanmış Ekim 2005 tarihinden beri, Türk Noter Tasdikli resmi evrakla görevimi ifa etmeğe çalışmaktayım. Bu görev benim için bir şeref tablosudur. Bundan dolayı Rusya, V.Putin ve onların Çeçenistan’daki kuklaları son derece rahatsızdır. Peki sana ne oluyor? Sen niye rahatsızsın? Yoksa Çeçen mücadelesinin masumiyetini ve haklılığını yok etme görevi de sana mı verildi?

-“Araştırdım Türkiye’de Çeçen kökenli insanlardan ve Çeçenistan’da Medet ÜNLÜ’yü ciddiye alan kimseyi göremedim” demişsin.
Büyük adammışsın Seyfullah. Hiç kimse beni ciddiye almazken sen ciddiye almışsın. Yahu bu beni ne kadar onurlandırdı bilemezsin! Ama beni tanımayı gerçekten istiyorsan beni buralarda sormayacaksın. Biraz zahmet edip Moskova’ya yani Kremlin’e gideceksin. Putin’e soracaksın. Veya zırt pırt gittiğin Çeçenistan’a bir daha gittiğinde sana mihmandarlık yapan ve sana görev talimatları veren, senin çok değerli başkanın Ramzan’ın baş danışmanı olan “gerçek Osmanlı ve Türk dostu” olduğunu ifade ettiğin Emruddin’e, din işlerinden ve İslam üniversitesi sorumlusu Ziyauddin veya Ramzanın melekler ordusuna soracaksın. Bu konuda seni ben yormayacağım. Sen zaten onların dizinin dibindesin. Zor olmaz sana, beni onlar anlatırlar. Gidebilirsen cennete git, şehitlerimize sor, veya cehenneme git H.Ahmet Kadirov’a sor beni. O zaman sorunun cevabını alırsın .

-Çeçenistan uzmanı kesilip, kafasına Çeçen kalpağı geçirip kahramanlık yiğitlik modlarına girerek, meydanı boş bulup, atıp tutuyorsun. “Çeçenlerin acısını hiç düşündün mü?” demişsin.
İlahi Seyfullah, düşünmedim, düşünemedim. Ne yapayım senin gibi derinlikleri olan bir kılavuz bulamadım. Halbuki sen yanımda olsaydın o engin tecrübelerinden ne güzel istifade ederdim bilemezsin. Ama senin tatlı canın üzülmesin. Seni rahatlatayım azıcık. Bu konuda düşünmek bize lüks geldiği için teori yapmadım ama bizzat yaşadım. Çeçenlere acı çektiren Ruslar ve Ruslaşmış hainlerin mağdur ettiklerini kardeş bildim. Dertlerini dert edindim. Kendi çapımızda fiilen emeklerimiz olmuştur elhamdülillah. Ancak sana bu konuda bir faaliyet raporu maalesef veremeyeceğim. Kim bilir bu netameli dünyada, “ilgili haberler nerelere ulaşabilir” konusunda endişeler taşırım. Yanlış anlama sana güvenmez değilim ama senin kendini koruyabileceğinden endişe duyarım. Neme lazım…

-“Medet ÜNLÜ sen hiç Çeçenistan’a gittin mi Çocuklarının tepesinde bomba patladı mı ?” diye sormuşsun.
Yahu! Ne güzel sormuşsun. Dedim ya senin gibi bir mihmandar olsaydı önümde belki onu da yapardım. Ama Çeçen meselesinde ben varken sen yoktun ki Seyfullah. Senden yararlanamadım. Senin Çeçenistan meselesini bu kadar sahiplenecek potansiyelinin olduğunu keşke önceden birileri bana söyleseydi. Gidip gitmemeyi şeklen seyahat mantığıyla hiç değerlendirmedim. Birileri gibi kazanılacak para, yenilecek ekmek varsa gidip, savaş başladığında kaçarak orayı terk eden mahluklardan olmadım. Kendimi, Çeçenistan’dan da savaş mağduru olan kardeşlerimizden de ayrı tutmadım. Savaşın başından bu yana gerek yönetim kadrosu gerekse yaralı mücahidler ve mültecilerin, bu topraklarda sesi, kardeşi olmağa çalıştım. Bu konuda senin sorgulama hakkın olmadığı gibi benim çalışma ve emeklerimi takdir etmeni de beklemiyorum.

-“Ekşi yemediğin için karnının ağrımadığını ve diğer gazetecilere de benzemediğini” ifade eden acar gazeteci Seyfullah Türsoy; ister ekşi ye istersen tatlı, istersen helal-haram, doktor değilim, karın ağrılarından anlamam. Ayrıca senin işkembenden de bana ne.
Fakat diğer gazetecilere benzemediğin kısmı, yüklendiğin misyon yaptığın propagandaların, senin verdiğin ve sana verdirilen mesajlar açısından beni doğrudan ilgilendiriyor.

Çeçenistan’da bağımsızlık mücadelesinin başından bu yana bütün dünya bu hareketi, bu cihadı imrenerek, maddi manevi desteklerini duaları eşliğinde sergilerken, bir gazeteci olarak seni bu meselede ilgilenmiş olarak görmedik. Gerçekten mazlum olan Çeçen halkı Rus emperyalist köpekleri tarafından linç edilirken, kızılordu bir milleti tarih sahnesinden silme operasyonları yaparken, o görkemli Devlet Başkanlarımız birer birer şehadete giderken, her biri Şamil-Mansur-Cahar-Aslan olan mücahitlerimiz o destan mücadeleyi taşırken sen niye yoktun?

Şimdilerde, savaş bahanesiyle Çeçenlerin yeraltı-üstü değer ve varlıklarını çalan hırsız ve adi emperyalistler, çalarak elde ettiklerinin azıcık bir kısmını oluşturdukları hainlerine Rus sermayesi olarak döndürdüğünde, yine Rus sermayesiyle kurdukları işbirlikçi kukla yapıya Çeçenistan’ı “Rus’un isteği gibi dizayn etme” emrine istinaden camiler ve avlularında Rus’u efendi sayan insanlar inşa etmeğe başladığında sen niye zuhur ettin Seyfullah? Çeçenistan’da yürütülen Rus projelendirmelerinin Türkiye ayağı ve sözcüsü sen niye oldun?

Bana bak Seyfullah! Bundan böyle seni masum gazetecilik mesleğin açısından değerlendirmeyeceğiz. Çeçenistan hakkında yaptığın ve bizim açımızdan ne maksat olduğunu çok iyi bildiğimiz faaliyetlerini “sadece gazetecilik yapıyorum’ tafraları açısından ve masum meslek erbabı görüntülerinle okumayacağız.

Bak koçum. Çeçenistan’da seninde bildiğin gibi 400 yıldır süren bir savaş var. Eğer Ruslar Çeçen coğrafyasındaki emellerinden vazgeçmezse, kıyamete kadar da bu savaş sürecektir. Dolaysıyla bu savaşın açık tarafları vardır. Bunlar Çeçenler ve Ruslar’dır. Bu aynı zamanda Çeçenistan’da Rusların mı hükmü söker ya da ALLAH’a (c.c.) iman eden ve Hüküm sadece ALLAH’a aittir diye iman eden Müslüman Çeçenlerin hükmü mü geçerli olur savaşıdır. Ruslar ve Ruslaşmış hain-kukla-satılmış-işbirlikçi zümre bir taraf ise, ALLAH ve RESULÜ ile onlara iman eden, imani ihtişamlarıyla Çeçen coğrafyasının her bir santimetresini şahadet kanlarıyla sulayanlar ve onların yolundan gidenler ise öbür taraftır.

Bu cümleler çok açıktır

Eğer sen bu yaptığın işlere bundan böyle devam edersen seni Ruslar safında yer tutan olarak kabul ederiz. Böyle bir noktaya gelinirse ne seni gazetecilik mesleğinin, ne karapapak’lığının ne “Osmanlı Torunu” oluşunun bir anlamı kalmaz. Savaşımızın karşı tarafı olursun.

Dizinin dibine oturduğun Ramzan ve muti sadık hizmetkarlığını adadığı Putin bile seni “başarılı gazeteci” olarak görmezler. Sana bu konuda tavsiyem; iki seçeneğin var. Ya gönüllü Rus uşaklığı veya ücretli gladyatör olmak, Ya da Moskof mezaliminin en az Çeçenler kadar mağduru olan kendi tarihini sahiplenerek Karapapak-Terekeme-Nogay-Kumukların vb. çektiği acıları anlayıp, zulmü yapanların yanında yer almamaktır. Benden demesi. Sen bilirsin…

Birde Türkiye’den götürdüğün ve götürmeyi çokta böbürlenerek anlattığın çok değerli! İnsanlardan, heyetlerden bahsetmek istiyorum.

Gerçekten Çeçen halkına karşı tarih boyunca var olan ve Türk milleti nezdinde bizler için erişilmez güzellik ifade eden Çeçen sempatisini, kardeşlik ruhu taşıyan insanları bu günkü Ruslaştırılmak istenen Çeçenistan’a değil de bunca bedeller ödenerek zaferini kazanmış, devletini kurmuş Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devletine, yani Rus iradesine ve idaresine ait olmayan bağımsız bir devlete götürür gibi, hadiseyi şeklen göstermeye matuf tezgahları niye kuruyorsun? Rus yanlısı, kukla, işbirlikçi, kendini Rus kolonisi olmakla görevli addeden ve gayri meşru olan Putin’nin çocuklarını Türk Milleti nezdinde takdis ettirme misyonunu bu kadar büyük bir iştahla niçin yapıyorsun?

Seyfullah, Türk milletinde var olan Çeçen sempatisi, Rusların hoşuna gitmesini sağlayacak kadar ucuz olmamalıdır. Kılavuz olarak kargayı seçen ahmaklardan olmak güzel bir şey değildir. Böyle bir misyonda karga olmayı seçmek ise asla güzel değildir. Düşmanın bile mert olanı iyidir. Kalleşlik ve riyakarlık iyi haslet değildir. Omurgasız, yumuşakçalardan olmamanı salık veririm.

Bu kadar uzun yazdım diye gücenilmeye. Yürekli, sabırlı Müslüman kardeşlerimiz haklarını helal etsinler.

Ancak sen Seyfullah! Seni muhatap alarak yazdığım bu satırlardan dolayı sakın şımarma ha. Şahsımla ilgili lojistik bilgi ve belge ihtiyaçlarını doğrudan bana ilet sana yardımcı olurum.

Bilmen açısından;
Rusları çok uğraştırdığı için kellesine ödül konulan tek kişilik ordu Abrek Zelimkhan, ola ki bu ödüle tenezzül ederek bir hain çıkmasın diye bizzat kendisi gitmiştir kelle ödülcüsü Rus generalin yanına. Ve hesabını da görmüştür. Yakın çevrem ve akrabalarımdan hain çıkmaması hassasiyetimi belirtiyorum.

SON SÖZ

-Bizler hassas insanlarız. Bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayız.
-6 Eylül 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Devleti’nin yaşaması için verilen mücadele şerefimizdir.
-Kurucu ve yiğit, kendini ALLAH’a (c.c) vatanına, halkına adayan Aziz Şehidimiz Cahar Dudaev liderimizdir. Onun mücadele çizgisi çizgimiz, bu uğurda cehdeden mücahidlerimiz kardeşlerimizdir.
-Çeçen vatanında Rus’a egemenlik ve söz hakkı tanımıyoruz ve tanımayacağız.
-Rus projelerini Çeçenistan’da gerçekleştirme görevi verilen zevat bizim açımızdan aynen Rus hükmündedir. Dünyanın bilip tanıdığı Çeçenlerin tek muhatabı Kremlin’dir. Çeçen bayrağı ve Çeçen milli marşı kıyamete kadar başımızın tacı ve asla vazgeçilmezimizdir.
-Çeçenistan’da Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti vardır. Bunun dışındaki hiçbir yapıyı, hiçbir projeyi kabul etmiyoruz.
-Çeçenistan’da Rusların borusu ötmeyecek ve onlar, oraya sahipte olamayacaklardır.
-Yüzyıllardır süren Çeçen mücadelesi uzun solukludur. Bazen duraklama, zayıflama emareleri gösterse de bu uğurda ALLAH’ın (c.c.) misafirleri olan şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine Çeçen toprakları yiğitsiz, mücadelesiz ve bereketsiz de olmayacaktır.
-Zafer nasip etmek ALLAH’u Teala’nın takdiri ile olur. Kulluk imtihanında olan bizler İbrahimî, Muhammedî ve muvahhidî yolda izzet ve şerefi temsil etmekle mükellefiz.
-Çeçen mücadelesi için bu güne kadar destek olmuş dua etmiş ve kardeşliğini göstermiş olan bütün insanlara, kurum ve kuruluşlara Çeçen Cumhuriyeti İçkerya devleti ve Çeçen halkı adına şükranlarımı sunuyorum.
-Çeçenler çok badireler atlattı. Çok savaşlar gördü, sürgünler yaşadı. Ama hiçbir zaman ALLAH’ın Kudret, Azamet ve Rahmetinden umutlarını kesip ye’se kapılmadılar. Yaşanan propaganda savaşlarında yüreklerimizi ve beyinlerimizi iğfal ve ifsad etme stratejik şeytaniliğine itibar etmeyiniz. Çünkü bu savaş türünün argümanları ve aktörleri ilgili karşı merkezlerin memuru olarak yanı başınızdan da çıkabilir.

El Hükmü Lillah!

16.12.2009

Medet ÜNLÜ
Çeçen Cumhuriyeti İçkerya Fahri Konsolosu

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Şehid Gökhan Süfürler-21 Aralık 1996

Türkiye’den birçok cihad beldesine gidip, oralarda şehid olmuş ve isimlerini çoğumuzun bilmediği şehidlerimiz var. Allah …

Ahmet Kerse-31 Ocak 1983

Aslında her güne bir destan yazılabilir burada.. Anadolu’nun yiğit delikanlılarının destanını… Kimisi; evlenmeyi hayal ettiği …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir