Son Yazılar
Başlangıç » Genel Kültür » Hattat Hamit Aytaç-19 Mayıs 1982

Hattat Hamit Aytaç-19 Mayıs 1982

O zamanki adı Âmid olan Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Şeyh Musâ Azmi’dir. Babası Müstakimzâde’nin Tuhfe’sinde adı geçen hattat Âdemi Âmidî’nin torunlarından Zülfikar Ağa, annesi Müntehâ Hanım’dır. Diyarbakır’da sıbyan mektebini, askerî rüşdiyeyi ve idâdîyi bitirdikten sonra 1908’de yüksek tahsil için İstanbul’a gitti. Bir yıl Mekteb-i Nüvvâb’a (1910’dan sonraki adıyla Mekteb-i Kudât) devam ettikten sonra sanata karşı kabiliyetini gören hocalarının tesiriyle Sanâyi-i Nefise Mektebi’ne kaydoldu. Fakat babasının ölümü üzerine geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından tahsilini tamamlayamadı. Haseki’de Gülşen-i Maârif Mektebi’nde hat ve resim hocası olarak çalışmaya başladı; bu arada özel şekilde matbaa işleriyle de uğraştı. Rüsumat (Gümrük) Matbaası. Mekteb-i Harbiyye Matbaası ve sonra da hocası Mehmed Nazif Efendi’nin vefatı üzerine tayin edildiği Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Matbaası’nda Mehmed Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalıştı. Bir yıl kadar da Almanya’da haritacılık ihtisası yapan Mûsâ Azmi Bey döndüğünde memuriyeti yanında geçim sıkıntısı sebebiyle Babıâli’de Hattat Hâmid Yazı Yurdu’nu açarak Hâmid rnüstear imzası ile piyasaya yazılar yazmaya başladı. Bir süre sonra da resmî görevinden ayrılıp kendini tamamen bu işe verdi. 

1928 harf inkılâbından sonra atölyesini matbaa haline getirerek klişecilik, çinkografi, pantografi, mamul maddeler için lüks etiket ve kartvizit basımı gibi işlerle meşgul oldu. Bunların yanı sıra hat ile de ilgisini kesmeyerek yurt içinden ve yurt dışından gelen özel istekleri karşılamaya devam etti. 1960 yılında Paşabahçe Cam Fabrikası’na girdi, Burada imal edilen cam eşya üzerine çeşitli yazılar yazdı. 1975’te emekliye ayrıldı; ömrünün geri kalan kısmını yazı yazmakla geçirdi. 19 Mayıs 1982’de vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı’nda Şeyh Hamdullah’ın mezarının yakınındadır.

Hamit Aytaç yazı sevgisini ve ilk yazı derslerini, yetişmesinde büyük rolü olan sıbyan mektebindeki hocası -sonradan Büyük Millet Meclisi’nin ilk dönem Diyarbakır mebusu olan Mustafa Akif (Tütenk) Bey’den aldı. Askerî rüşdiyede. aynı zamanda Ali Rızâ Bey ekolüne bağlı bir ressam olan Yüzbaşı Hilmi Bey’den sülüs, Vâhid Efendi’den de rik’a meşketti. Bu iki sanatkârdan Romen ve Gotik yazılarını da öğrendi. Ayrıca Hoca Esad Efendi ile Kolağası Ahmed Hilmi Efendi’den de sülüs ve nesih dersleri aldı. Yazıya olan merakı sebebiyle mektepte bir yılını kaybedince babası yazıyla uğraşmasını menetti. 

Ancak Sultan II. Abdülhamid’in cülus yıl dönümünde yazdığı bir tuğra sebebiyle aldığı ödül. tekrar yazıyla meşgul olmaya başlamasını sağladı. İdadi yıllarında. Mustafa Rakım yolunda bir hattat olan akrabası Abdüsselâm Efendi’den sülüs ve celisini ilerletti, şahsiyeti ve sanat anlayışı büyük ölçüde bu zatın etkisinde gelişti. İmam Said Efendi’den de istifade etti. Ayrıca resimle de ilgilenerek ressam Ali Rızâ Bey tarzında eserler verdi ve daha çok peyzaj ile meşgul oldu.

İstanbul’a geldiğinde Gülşen-i Maârifteki öğretmenliği sırasında mektebin müdürü Süreyya Bey vasıtası ile tanıştığı Hacı Nazif Bey’den celî-sülüs, Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik) ile Neyzen Emin (Yazıcı) efendilerden sülüs ve nesih yazılarında faydalandı. Tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) Bey’in yanında tuğra çekme tekniğini geliştirdi. Ta’likte bir müddet Hulusi (Yazgan) Efendi’ye devam ettiyse de daha çok Mehmed Esad Yesârî’nin yazı örneklerinin etkisinde kaldı ve onun yolunu benimsedi. 1916’ya kadar yazılarında “Şeyh Musâ Azmî”, “Musâ Azmî” veya sadece “Azmî”, bu tarihten sonra ise Diyarbakırlı oluşuna telmihen “Hâmidü’l-Âmidî” ya da yalnız “Hâmid” imzasını kullandı ve daha çok bununla tanındı. Celî-sülüste Mustafa Rakım ve Sami efendiler yolunda mükemmel bir sanat çizgisi ortaya koydu. Yetmiş beş yıllık sanat hayatının en parlak devresi 1920-1965 yılları arasına rastlar. Bu sürede ve sonrasında sayısız eser veren ve hayatını hattatlıkla kazanan Hamit Aytaç’a, Türk sanatı ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmeti ve katkıları sebebiyle İstanbul’da 1982 yılında Aydınlar Ocağı Bilim ve Sanat Kurulu tarafından “Üstün Hizmet Armağanı” verildi.

Hattat Hamit’in sanatını geliştirmede şahsi gayreti ve çabası ön planda gelir. O eski  usulde bir hattatın yanında yetişmiş olmayıp daha çok hat otoriteleriyle mütalaa ve müzakerelerde bulunarak ve eski hattatların yazı örneklerini sabırla ve titizlikle inceleyerek ilerlemiş ve başta celî-sülüs olmak üzere sülüs, nesih, celî, talik ve diğer yazı çeşitlerinde, hatta Latin yazılarında hemen hemen aynı kudrette kalem kullanan bir sanatkâr şahsiyetiyle kendisini sanat çevrelerine kabul ettirmiştir. Hamit Aytaç, İslâm yazı sanatlarına yön veren ve İslâm dünyasının dikkatlerini İstanbul üzerinde toplamayı başaran büyük Türk hattatlarının sonuncusudur.

En önemli eserlerinden biri, satırlarda “Allah” lafızlarını alt alta getirerek, diğeri de Hasan Rızâ Efendi’nin mushaf-ı şerifini esas alarak yazdığı Kur’ân-ı Kerîm’lerdir. Bunların ilki 1974’te ve daha sonraki yıllarda İstanbul, Almanya ve Beyrut’ta, diğeri ise 1986 yılında İstanbul’da basılmıştır. Kur’an cüzü. en’âm-ı şerif, Yâsîn-i şerif, dua ve evrâd mecmuası, elifba türünde yayımlanmış eserleri yanında, hilye, kıta, murakka’ vb. levha boyutlarında sayısız eseri olup bunların pek çoğu Türk ve dünya koleksiyonlarına girmiştir. Eski harflerle yayımlanmış yüzlerce kitap, dergi, gazete ve mecmuanın kapak yazıları ile yeni harflerle neşredilmiş dinî ve edebî eserlerin Arapça metinlerinin pek çoğu onun kaleminden çıkmıştır.

Son yazılarından oluşan Kırk Hadis, Abdülkadir Karahan’ın açıklamalarıyla birlikte Kültür Bakanlığı’nca bastırılmıştır (İstanbul 1977; Ankara 1985). Şişli ve Söğütlüçeşme camileri ile Sirkeci Hobyar Mescidi’ndeki yazıları, İstanbul Eyüp Camii’nin kubbe yazılan, Ankara Kocatepe Camii’nin mihrap üstü ve ana kubbe göbeği yazıları, Kasımpaşa Camii dış revakları üzerindeki Nebe’ sûresi, Kadıköy Moda, Kartal, Pendik, Paşabahçe, Fındıklı, Hacıküçük, Çanakkale Çan, Denizli Tavas camileri yazıları, mezar taşlarına hakkedilmiş hatları onun celî yazıdaki dehasını ve kudretini gösterir. Özellikle Şişli Camii kapısı üzerindeki celî-sülüs aynalı istifi dünyaca ünlüdür. İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi’nde 4603, 4604, 4605, 4626, 4651, 4658, 4661 numaralarda kayıtlı celî-sülüs, celî-ta’lik ve celî-divanî yazılan da onun en güzel eserlerindendir.

İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı Milletlerarası İslâm Kültür Mirasını Koruma Komisyonu tarafından 1986 yılında İstanbul’da düzenlenen milletlerarası ilk hat müsabakasına onun adı verildi.

Hayatının son yıllarında yurt içinde ve yurt dışında pek çok talebenin yetişmesine sebep olmuş ve icazet vermiştir. Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Hâşim Muhammed elBağdâdî kendisinden faydalananların başında gelir.

Bu son dönem büyük sanatçımızı rahmet ve minnet ile yad ediyoruz..

Hattat Hamit Aytaç’ın bazı eserleri:

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Ayasofya Ressamı: Şevket Dağ

Şevket Dağ, 1875 yılında  İstanbul’un Küçük Mustafa Paşa Mahallesi’nde doğmuştur. İlk öğrenimini Aşık Paşa’da Hacı …

Hasan Aycın

Hasan Aycın, 20.09.1955’te Balıkesir’in Aslıhantepecik köyünde doğdu. İlköğrenimini köyünde (1966), ortaöğrenimini Balıkesir İmam-Hatip Okulu’nda (1974), …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir