Son Yazılar
Başlangıç » f tipi » Teslimiyet Ahdi- Salih Baytap

Teslimiyet Ahdi- Salih Baytap

(Salih Baytap’ın resim çalışması)

Teslimiyet Ahdi

Hapishane Müslümanlar için ne ifade ediyor? Zaman zaman
karşılaştığımız, içerden bakınca fazla genel görünen bu sorunun
cevabının bizim için, okuyucular için ve bu yazıyı okumayacak birçok
Müslüman için farklı olması bir yönüyle gayet doğal bir yönüyleyse
aramızdaki kopukluğun işareti, bir yönüyle de hapishanenin ülkemiz
Müslümanlarının yolculuğunda eksik olmayan bir gerçek olduğunu göz
önünde bulundurunca Müslümanların tarihindeki kopuklukların işareti.
Benzer kopukluklar kendi hayat çizgimizde de mevcut olmalı ki hapishane
bizim içinde ilk günkü anlama sahip değil. Olsun farklı cevaplara açık
bir soru her zaman irdelenmeye değerdir zaten yazımı asıl şekillendiren
hapishanenin kendisi değil hapishanede yaşayan biziz.
İzmir’de hapishane koridoruna ilk girdiğimizde imgesinin
çağrıştırdığının aksine içerinin fazlasıyla kalabalık olduğunu
düşünmüştüm. Göz önünden uzaklaştırılanların yeri kendi içinde
fazlasıyla göz önünde bir yer. Daha önce Müslüman siyasileri misafir
etmemiş bu mekânda dört arkadaş kendimize bir hayat kurmaya çalışırken
diğer insanlarla (tutuklular ve memurlar) konuşmalarımızda en çok
gündeme gelen konu Müslüman kimliğimizin ne ifade ettiğiydi. Bir
Müslümanın siyasi gerçeklerle hapishaneye girmesinin mümkünlüğünü tekrar
tekrar izah etmek durumunda kalıyorduk, bizim için yeni olansa siyasi
pozisyonu net bir islâmî kimliği bu derece açık ifade etmemizdi.
Dışarının anıları henüz çok tazeydi. Zihin ve beden kapalı bir
mekânda kalmaya alışık değildi. Demir parmaklıklı kapılar yüksek
duvarlar üzerindeki tel örgüler göze batıyordu. Duvarın ötesindeki
hayatı hissediyorduk, bununla birlikte koğuşta sadece dört kişi
kaldığımız halde hapishanenin fiziksel yapısı nedeniyle diğer
tutuklularla görüşebiliyorduk. Yani hapishanenin sessizliğini ve
ıssızlığını yaşamıyorduk. Zamanı bol kişiler de değildik zamanın en ince
dilimlerini dahi değerlendirmek zorunda hissediyorduk. Bedenimizin
içeride aklımızın dışarıda ve dışarıyla içerinin kesiştiği çizgide
gezindiği o ilk zamanlarda hapishane bizim için Müslüman kimliğin
ilanıydı. İslam’a dair tasavvurun son derece çarpıtıldığı, çarpıtılmış
tasavvura rağmen Müslümanın görmezden gelindiği o yıllarda bir
Müslümanın nasıl bir insan olduğunu nasıl yaşadığını göstermek bizim
için önemli ve değerliydi. Aynı zamanda yürürlükteki düzenden beri
olduğumuzun inancımıza ve hayat hakkımıza sahip çıkacağımızın itilip
kakılmaya göz yummayacağımızın işaretiydi.
Dışarının gölgesinin ağırlığından kurtulmak için bir yıl yetiyor.
Duvarlar parmaklıklar ve içeriye ait diğer unsurlar artık tuhaf değil.
Bandırma’da kapıların ve pencere çerçevelerinin ahşap olması ilk anda
tuhaf geliyor, buna rağmen ilk günlerde yalıtılmışlığı daha çok
hissediyoruz. Büyük bir koğuşta dört kişiyiz başka tutuklularla görüşme
imkânımız yok, az sayıda yakınımız haricinde ziyaretçimiz de yok. Kısa
süre sonra sayımız artmaya başlıyor, epeyce hareketli ve karmaşık iki
sene sonunda sayımız ve şartlarımız istikrar kazanıyor.
Çok sayıda ziyaretçimiz geliyor artık, dışarıyla bağımız kopuk değil.
Bununla birlikte dışarıdaki dünya bizden gittikçe uzaklaşıyor. Kendi
geçmişimizi ve dünyayı izleyen bir seyirciye daha yakınız şimdi, gündemi
tasavvuru ve tahayyülü farklılaşmış halimizle dışarıyı seyrettiğimiz o
yıllar bizim için insanı, hayatı ve inancımızı yeniden keşfetme
süreciydi. Dışarıda 28 Şubat baskısının arttığı o yıllarda biz ziyarete
gelen Müslümanlardan daha rahat hissediyorduk kendimizi. Belki
sorumluluktan azade hissetmek için makul bir mazeretimiz olduğundan daha
moralliydik içeride, daha tatminkâr bir hayat vardı sanki. Konuştuğumuz
ziyaretçi arkadaşlardan bir çoğu ne yapmaları gerektiğini
bilmediklerini söylüyorlardı. Hapishanenin insan üzerindeki olumsuz
etkilerini henüz hissetmiyoruz. İçerdeki düzenimiz ve istikrar
huzursuzluğu engelliyor, içerdeki bazı arkadaşlar hapishanede bizimkine
benzer bir ortamda bir veya iki yıl kalmak insana kayıplarından epeyce
fazla kazanç sağlar görüşünü dile getiriyorlardı.
Bu bağlamda hapishanenin en bariz özelliği kendini değerlendirme
imkânını fazlasıyla vermesi. Ölüm anında hayatın bir film şeridi gibi
gözlerin önünden geçtiği görüşünü herkes duymuştur, işte içeride bu
imkânı defalarca bulursun. Üstelik bir noktadan geriye dönüp bir
anlığına bakmak şeklinde değil, ilmin arttığında, olgunlaştığında, daha
soğukkanlı davranmayı öğrendiğinde, arkadaşlarınla konuşup kanaatlerinin
sağlamasını yaptığında geçmişin tamamını veya önemli anlarını epeyce
yukarıdan yeniden görürsün ya da görmek zorunda kalırsın. Kendi
geçmişinle beraber dışarıda akmakta olan hayatı da bazen sorumluluktan
azade olmanın kolaycılığından kurtulmamanın zayıflatıcı etkisine rağmen
farklı perspektiften görme imkânına kavuşursun. Bu gerçeğin pratikteki
şekillenme tarzında insanın tavrının çok önemli bir etkisi var elbette.
Kendi yerinde sayıyor gibi akıp giden hayatına yazıklanan öfke ve
pişmanlık içinde kıvranan kişi sadece kendini yıpratma eylemini icra
etmiş olur. İstikamet üzere durmaya çalışan, kayıplarını gözünde
büyütmeyen, geleceğe ve nihai akıbete dair umut besleyen ve rabbine
tevekkül eden insanlar ancak bu kaçınılmaz içsel eylemin olumlu
taraflarından istifade edebilir.
Günler su gibi akıp gitmektedir. Takvime gözün ilişip beş yılın
geçtiğini anladığında beş koca yılın en fazla bir tek mevsim gibi
göründüğünü fark edersin. Dışarıdaki beş yılın bir kitaba sığmayacak
kadar hacimli iken içerdeki beş yıl bir avuca sığacak kadardır. Sanki
dışarının zamanıyla içerinin zamanın farklılığını önceden de
hissetmişsindir ama şimdi yakinen kavrıyorsundur. Dışarıyla ilgili
planlarını ve hayallerini bir daha güncellersin.
İki yıl önce kendini eskisinden daha iyi tanıdığını söylemiştin ama
şimdi epeyce yeni özellik keşfetmişsindir. Hafifçe de olsa içe
kapanma eğilimleri gözlemeye başlarsın kendinde ama duvarların ağırlığı
hala omuzları zorlayacak kadar değildir. Sonbaharın renkli hüznü vardır
sadece vakur derinlikle onurlu tatminkar kaybına karşı rabbinden
bahşedilen bir huzurla beraber.
Beş yıl hapishane de kalan kişi (kendimizi kastederek) dışarıdaki
hayatta en fazla birkaç hafta içinde adapte olur gibi gelirdi. O zaman
zihin dışarıdan kopmamıştır, teknolojik gelişme takip edilecek
seviyededir. İnsan ilişkilerine dair değişimleri, dışarıda
yaşayacaklarını, planlarını gerçekleştirme imkânını tahayyül
edebiliyorsundur. Dışarıdaki arkadaşların ömrün bir başka evresine
geçmemiştir henüz, bununla beraber dışarıyla farklılaşmayı beş yıldan
sonra daha iyi gözlemlemeye başlarsın. Grup içi davranış tarzların
belirginleşir, dışarıdan yeni gelen kişilerin bazı davranışları tuhaf
gelir. Konuşmandaki bazı nüansların bazı esprilerin dışardakilerce
anlaşılmakta zorlanıldığını hissedersin. Yalnız kalmak isteği insanın
her zaman hissedebileceği bir ihtiyaçtır ama yıllar geçtikçe biraz daha
fazla hissedersin. Hapishanenin sadece ıssız ve yalıtılmış bir mekân
değil yalnızlığa da izin vermeyen bir mekân olduğunu keşfedersin. Belki
uyuma isteği biraz daha artar bazı insanlar daha sessizleşir, bazıları
daha konuşkan olur. Tek başına yapacağın bazı işler arayışına girersin.
Böyle ama kendini hala içeri girdiğin yaşta hissedersin. Bilgi,
olgunluk, tecrübe, yeniden değerlendirmenin olumlu olumsuz yükü,
hayallerin vs. içeri girdiğin zamanki haline eklenmiştir sanki. Durumun
farkına varmak olumlu etkisini hafifletir ama olsun güzel bir duygudur,
Allah’ın bir lütfudur. Kıssaların en güzelini başucundan eksik etmezdin
ama mağaraya sığınan gençler saltataların değil kardeşlerindir artık.
Kendimizi hep aynı zannederiz ama aynı olmadığımızı biliriz. Zamanın
akışını hissetmeyiz ama asla durmadığını gayet iyi biliriz. Yaratılmış
her şey gibi mevsimlerde döner, sonbahardan sonra kış gelir. İnsanın
kendi ruhuna yolculuğunun sonu yoktur ama kaybolmak da vardır.
Olgunlaşmanın sonu yoktur ama kokuşmak diye bir şey de vardır.
Yalnızlığın farklı türleri var mı? Planlar yeniden yenilenmelidir.
Kendimizle baş başa kalmaya en yakın yerdeyiz artık. Kendimizi daha
çok tanımaya ihtiyacımız mı vardı? Kurtulmamız gereken yüklerimiz mi
var? Hala özgürlük, gençlik, güç, dostlar, sağlık (vs.) güç vehmeden
yanılsamaların geri kalanından da kurtulmamız mı gerekiyor? Bugüne kadar
yaşadıklarımız asıl ağır imtihana hazırlık için miydi? Daha
gençliğimizin ilk dönemlerinden bilirdik altın ateşle saflaşır, insan
zorlukla sınanır, güç engellerle artar. Zaaflarının merasimini izlersin,
insanlığın bütün zaafları her insanın içinde mevcut mu acaba? Dünya
küçük olur küçücük şeyler büyüyüp dünyanı kaplar, zaafların onları
aşabilesin diye karşına dikiyordur belki. “İnsan her iddiasından imtihan
edilecek” gerçeğinin tecellisi mi yoksa yaşadığın?
İnsan hayatı doğrusal bir çizgide ilerlemiyor. Sıkıntıya doymak
denilen bir şey varmış. İnsanın sınırı epey esnek olmakla beraber gün
geçtikçe daha kötüye gideceğini düşünürsün ama gerçek öyle değilmiş.
Olumlu ve olumsuz bütün ruh halleri arasında nedenini bile anlamadan
gezinirsin. Ruh daraltan sıkıntılar bir virüs gibidir, vücuda girer
ateşin yükselir zayıf düşersin sonra virüsü yenersin.
Balığın karnının karanlığı etrafını sarmış durumda. Belki asıl şimdi
düşünmek gerekir kalbini kaplayan kabuk üzerine. Mızmız çocukların
sızlanması değil arayışının kaynağı. İnsanlığın çamuruna bulaşmış
nankörlüğün peşine düşersin kalbinin pürüzlerinin kaynağını bulmak için.
Bir daha kendini keşif… Bu defa keşfettiğin yakın anına yakın şekilde
kavradığın Rabbin sana şah damarından daha yakın olduğu sünnetullah
sadece genel geçer kurallar. Başıboş yaratılmadığın uyarısı imtihanın
sadece genel yönüne işaret değil. Allah’ın her insan için bir planı
vardır. Her insanın kendi yolu vardır. Rabb kimseyi unutmaz, hala kalbin
atıyorken sorumluluktan tamamen azade olamazsın. Hayatındaki her anın
bir anlamı vardır. Her hastalığın ipucu geçmişinde saklıdır. Her
hastalık şifanın ipucudur. İmtihan ve yardım kalbinin en
derinliklerindekine göre şekillenmiştir. İmtihanın sana özeldir, en
bunaldığın anda nimetin kokusunu hissedersin. Rabbinin yardımını
avuçların da görürsün. Kalbini açtığında ayetler daha derine iner,
Rabbine teslim olmanın yıllar önce dile getirdiğin teslimiyet ahdinden
ağır olduğunu idrak edersin. Öyledir ama daha güzeldir daha huzur
vericidir. Kalbin gücünün gerçek kaynağıdır ve karanlıktan kurtulmanın
tek çaresi kudreti sonsuz Allah’a sığınmaktır. Rabbine teslim olmaktır,
teslimiyet kemale erince kapılar açılacak diye umut edebilirsin artık.
Salih Baytap
12 Ocak 2015
Bolu F Tipi
Genç Öncüler Dergisi 

                                                                                             
Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Darağacında İki Şehid, İki Velî

  HALİL ESENDAĞ ( 5 Haziran 1983 )   Manisa’nın Saruhanlı kazasına bağlı Gözlet köyündendi. 21 …

İslâm Coğrafyasında Anne Olmak

Emperyalizmin bize dayattığı her türden özel güne temkinli davranmak insani bir durum… Anneler günü, kadınlar …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir