Son Yazılar
Başlangıç » Büyük Doğu-İBDA » Allah Resulü’nün Vefatı-8 Haziran 632

Allah Resulü’nün Vefatı-8 Haziran 632

PAZARTESİ
Güneşin ışık verme
vazifesini kaybetmeksizin simsiyah kesileceği günün sabahı, şafak vakti, hücrelerindeki pencerenin
perdesini aralayıp sabah namazındaki sahabîlerine bir göz
attılar.
Herkes Ebu Bekr’in
arkasında, en mahzun vecd içinde… Derinden derinden tekbir
sesleri…
Tebessüm
buyurdular.
Sahabîlerde âni bir
dalgalanma…
Namaz bozulur gibi
oldu.
Elleriyle demek
istediler:
— Yerlerinizde kalın!
Namazınızı tamamlayın!
Ve perdeyi
kapadılar.
Sahabîler mukaddes yüzü son
olarak görüyor. Mukaddes yüz, kanın çekilmesinden müthiş bir beyazlık
içinde…
O sabah kendilerini gayet
iyi hissettiler. O kadar ki, perdelerini aralayıp baktıktan biraz
sonra mescide
geldiler.
Farz başlamıştır. Saflar
imama bağlı…
İlerlediler.
Geleni sezen Ebu Bekr,
yerini İnsanlığın
İmamına bırakmak istedi.
Yine hafif bir
işaret:
— Yerinde kal ve devam
et!
Ebu Bekr’in yanında
durdular. Sahabîler Ebu Bekr’e uymakta berdevam… Ebu Bekr de
O’na uydu.
Namaz, içlerinde Kâinatın
Efendisi, Ebu Bekr’in arkasında kılındı.
Sahabîler, namaz içinde
heyecanlarından edep ölçüsünü güç muhafaza ediyorlar…
Namazdan sonra en yakıcı
ümidin verdiği kaynaşma…
Çehreler
soruyor:
— Yoksa Allah’ın Resulü
tamamiyle şifaya
mı erdiler?
Daima mütebessim,
yakınlarının kolunda odalarına dönüyorlar.
Genç Başbuğ Üsâme yine
geldi. O’na derin gözlerle bakıp dediler: 
«— Artık, Allah’ın
bereketiyle git!..» 
• 
Birden
ağırlaşıyorlar.
Elleri suda, boyuna
yüzlerini siliyor. Fâtıma, İnsanlığın
Tacı babasına sokuldu. Baba
ve kız gözgöze… Dünyanın en
hisli-sözünü söylediler: «— Üzülme kızım; babana bu günden
başka acı yok!»
Pazartesi günü Dünya’ya
geldiler, pazartesi nübüvvete erdiler, pazartesi günü
hicret ettiler, pazartesi günü Medine’ye vardılar; ve işte
Dünya’ya geldikleri o ayda, pazartesi
günü, hakikî hayata geçiyorlar.
Altmış üç yaşındalar… Ebu
Bekr, Ömer ve Ali de aynı yaşta ölüm döşeğine uzanacaklar…
Şu saat, gün, hafta, ay hesabı ne hazin!.. Hepsi bir ân
içinde gelip geçiyor ve dünya tek ân üzerinde duruyor, içinde bütün
zamanı, mekânı ve hareketi eriten başsız ve sonsuz ân, ebediyet!..
Vatanımız sensin!..
Zaman, zaman ve mekânın
uğrunda yaratıldığı Peygamber için bile saatini çalıyor. Allah’ın
emri…
Allah Hayy ve
Lâyemut
ER’REFİK – ÜL –
ÂLÂ
Rebiülevvelin on biri veya
on ikisi… Pazartesi… Hastalıklarının onüçüncü günü…
Akşam
olmakta…
Bütün Medine bir garip
uğultu içinde… Giden, gelen… Kimse nereye gittiğini, ne ettiğini
bilmiyor…
Kuşların bile uçuşlarında
bir istikamet şaşkınlığı
var…
Allah’ın Sevgilisinde ölüm
alâmetleri başlamıştır.
Üsâme’nin ordugâhı
karmakarışık… Askerler, bölük bölük Medine’ye akıyorlar. Üsâme,
atını eyerlerken, annesi çığlık
çığlık bağırdı:
— Nereye gidiyorsun? Hangi
işe hazırlanıyorsun? Allah’ın Resulü vefat etmek üzere!..
Üsâme, eyer kolanının
iplerini bıraktı. Aklını oynatacak gibi…
Bütün Medine bir garip
uğultu içinde…
Güneş, ufkun arkasına, bütün
ufukların arkasına kaçıp bir daha çıkmamak isteyebilirdi.
Fakat çıkacak ve zamanı o günden
sonra da sadakatle saymakta devam edecektir. Allah’ın emri…
Gaye-İnsan ve Ufuk
Peygamberin başı, dirayet ve zarafet timsali Âyişe’nin göğsünde… Hücre
loş…
Güneş batmak
üzere…
Allah’ın
emri…
Varlığın batmasına,
mesafenin yanmasına, boşluğun çökmesine, ademle vücudun
birbirini yutmasına o dem, sadece
Allah’ın emri mâni…
Cebrail ile Azrail
kapıdalar… Cebrail, Ölüm Meleğinin, içeriye girmek ve Allah’ın emrini
yerine getirmek için izin
istediğini bildirdi.
Mukaddes başları Âyişe’nin
göğsünde, gözlerini açtılar, tavana diktiler, şahadet parmaklarını kaldırdılar ve altı
hece…
«—
Er’Refik-ül-Alâ…»
Ve mukaddes başları,
Âyişe’nin göğsünde hareketsiz kaldı.
Vahidi:
—İlk sözleri «Allahü
Ekber», son sözleri «Er’Refik-ül-Âlâ…»
Er’Refik-üI-Âlâ: Yüce
Dost…
KİM ALLAH’A
TAPIYORSA
Peygamber evinde ufak bir
haykırış… Koşuştular.
Ebu Bekr bir ân için evine
kadar uzanmıştır. Haberi Ömer, Osman, Ali taş gibi donmuş ne
elleri oynuyor, ne dilleri…
Abdullah bin Enis o türlü çarpıldı ki alıp yatağına götürdüler. Bir
daha kalkamadı.
İik beyin yırtıcı sayha:
—Kim Allah’ın Resulü
öldü, derse, paramparça ederim!»
Bu sözü Ömer söylüyor.
Kılıcını çekmiş, selim akıl mümessili büyük Ömer koparıyor bu
sayhayı…
Hâl ve keyfiyet,
bu…
Herkesten yufka fakat
herkesten kuvvetli ve derin Ebu Bekr yetişti. Kalabalığı yardı, hücreye
girdi, yatağa yaklaştı, mukaddes
başın üstündeki örtüyü kaldırdı, diz çöktü. Allah’ın Resulünün
bembeyaz yüzünü eğilip öptü; ve yaş,
gözlerinden akmadan uçup gitmiş, deli gibi bakanlara döndü:
«— Nefsimi kudretinin elinde
tutan Allah’a yemin ederim ki, Peygamber öldü.»
Sonra, âlemlerin, yüzüsuyu
hürmetine yarattığı o yüze baktı:
«— Hayatında ne güzeldin,
ölümünde ne güzelsin!»
Devam
etti:
«— Öldün…
İkinci defa ölmeyeceksin!..»
Ömer
gerilerde:
«— Vallahi Peygamber ölmedi:
Peygamber ölmedi!»
Diye kendi kendisiyle
konuşuyordu.
Ebu Bekr Ömer’e yöneldi. En
derin rikkat ve yumuşaklık, en keskin celâlet ve sertliğe, yâni
Ebu Bekr, Ömer’e yöneldi. Esrar
anlayışı selim akla yöneldi:
— Aklını başına devşir
Ömer!
Ömer bir anda kendisine
geldi.
Ebu Bekr, hücreyi, evi,
sokağı dolduranlara hitab etti. Seslerin en heybetlisi:
«— KİM MUHAMMED’E TAPIYORSA
BİLSİN Kİ, MUHAMMED ÖLDÜ! KİM ALLAH’A
TAPIYORSA BİLSİN Kİ, ALLAH
ÖLMEZ, HAYY VE LÂYEMUTTUR!»
Sanki yattığı yerden, O
konuşuyordu. Bu ölçüyü O, şu
anda ölüm döşeğinde yatan,
getirmişti.
Bütün Medine, haber duyulur
duyulmaz çığlıklar içinde… Dinî temkini tutabilenler
ölüme ait âyetler okuyor. «— Bütün
nefsler ölümü tadıcıdır.»
Bilâl, Allah Resulünün
defninden evvel son ezanını okuyor. Gözlerinden sakalına yaş iniyor.
Ve sesi hasret bulutlarını
kavuracak kadar yanık, göklere tırmanıyor. Peygamber Beldesi artık
katıla katıla
ağlıyor.
Üsâme’nin Başbuğluk sancağı
Mescit kapısının önüne dikili…
Allah’a, «Refik-ül-Âlâ» ya
kavuştukları hücreye defnedildiler. Hatifi bir sesin emriyle,
Allah’ın Resulünü soymadan yıkadılar.
Gasl esnasında, insanoğlunu mestedici semavî bir rayiha
ortalığı kapladı. Kabre, Ali, Abbas
ve Abbas’ın iki oğlu indi. Mukaddes vücudu kara toprağa koydular
ve örttüler.
O zaman Derin ve ince Fâtıma
geldi, kabirden bir avuç toprak alıp yüzüne gözüne sürdü ve
dedi:
«— Muhammed’in toprağını
koklayan, zaman boyunca misk kokusu almasa ne gam!.. Benim üzerime öyle musibetler
çöktü ki, gündüzlere çökseydi gece olurdu!»
Hazret-i
Ayişe:
«— Vefatlarında Nübüvvet
Mühürüne baktım, yoktu. Kaldırılmıştı.»
Enes bin
Balik:
«— Allah Resulünün Medine’ye
geldikleri günden aydınlık ve Medine’de vefat ettikleri günden karanlık bir gün
görmedim!»
KARA
TOPRAK
Mukaddes merkadin başında
Ebu Bekr ve Ömer… Gözleri kara toprakta… Ebu Bekr’in ileride
yeri Allah Resulünün göğsü,
Ömer’inki de Ebu Bekrin göğsü hizasında…
Bu yeri şimdiden görüp görmedikleri ve kendi devirlerinde dünya çapında bir hamleye
kavuşacak olan İslâm akınlarındaki
tekbir seslerini duyup duymadıkları belli değil… Şurası belli ki; içlerinde şekilsiz ve kelimesiz bir mâna çağlayanı
köpörüyor:
— Allah Hayy ve
Lâyemut…
Akıl ve ruhun kamaşma
noktası…
Tek tek ve kesik kesik fikir
çığlıklariyle konuşalım:
Gaye!..
Evet!..
Bu kara toprağın karanlık
dehlizlerinden geçmek.
Evet!..
Hayy ve Lâyemut olanla
ölümsüzlüğe ermek… Evet!.. Ebedî aydınlığa çıkmak:.. Evet!..
Bu dünyanın kendisiyle yalan,
yaratıcısıyla doğru söylediği hayatı bulmak…
Hayatı bulmak, hayatı…
Hayat ismini verdiğimiz hayatsızlığın içinden, hayata
geçmek…
Gaye – İnsanı toprakta
yatıyor.
İyi ama, kara toprak ve içinde O… Bu nasıl geçiş?..
İşte kara toprakta… Bu gayeyi getiren, varlık gayesinin Gaye
İnsan’ı Kara toprağa nasıl girer?..
Akıl!.. İstersen çatla, zerre zerre
infilâk et, kara toprağa kapanıp onu tırmık tırmık pençele!
Ömer’in haberini duyunca
kılıcını çekerken düştüğü bir lâhzalık hâl, hâlimiz…
Ebu Bekr, nurânî teslimiyet
ruhu; ona yapışalım.
Kara toprak O’nu da alan
kara toprak!.. O kapkara dudakların ki, konuşan, sırlara dil veren
sıcak dudakları yemeğe mahsustur;
onlar konuşsun!
Ne o?
Toprağın göğsü inip çıkıyor
ve dudakları kıpırdıyor.
Eğilin insanlar eğilin!..
Kara toprak konuşuyor. Kulağınızı onun göğsüne dayayın ve
dinleyin!..
Kara toprak ses
veriyor…
Kara toprak Hayy ve
Lâyemut’u anıyor.
Kara toprak
zikrediyor…
Kara toprak içinde bütün
lisan ve mânaların eridiği tek kelimeyle sonsuzluğa açılan bir dehliz
gibi gidip
derinleşiyor…
Kara toprak Allah’ı
anıyor…
Çöle İnen Nur
Necip Fazıl Kısakürek
Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Kur’an’ın Gücü

Kaç yaşındasın nine? -71… -Demek İstiklal Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın… -Öyle zahir… -O günden beri çıkmadın …

Türk İrfanı

  Tanrıkuluna bu defa ben bir mevzu takdim etmek istedim: – Efendim: Türk irfanını köklendirmek …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir