Son Yazılar
Başlangıç » Yazılar » Bediüzzaman’ın Sözde Temsilcisi Fitnetüzzaman

Bediüzzaman’ın Sözde Temsilcisi Fitnetüzzaman

İBDA hareketinin FETÖ ile mücadelesi yıllar öncesine dayanır. İlk olarak Şükrü Sak’ın; “Hem Gülen Hem Güldüren” diyerek dikkat çektiği, FETÖ tehlikesi, İBDA çizgisinde yayın yapan birçok dergide belirtilmiştir.

İşte o yazılardan birisi olan ve Aylık Dergisi 2006 Eylül sayısında yer alan bir yazı. Murat Han ismi ile yazılan ve “Eski bir örgüt üyesinin kaleminden” alt başlığı ile verilen, “Rasulallah Onların Geleceğini Bildirmişti: Bediuzzaman’ın Sözde Temsilcisi Fitnetüzzaman” başlığı ile yayınlanan makaleyi, önemine binâen yayınlıyoruz…

 

(MUKADDİME)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Ümmetimde ihtilaf ve ayrılıklar meydana gelecek. (Onlardan) bir grup
lafıyla güzel, ameliyle kötü olacak. Bunlar Kur’an’ı okuyacaklar, ancak köprücük kemiklerinden aşağı geçmeyecek. Bunlar, dinden tıpkı okun avı delip geçmesi gibi çıkarlar. Onlar, ok, kirişine dönmedikçe bir daha dine geri gelmezler. Bunlar mahlukatın en şeriridir. Onları öldürene ve onlar tarafından öldürülene ne mutlu! Onlar insanları Kitabullah’a çağırırlar, fakat Kitap’tan zerre kadar nasipleri yoktur.” Yanında bulunan Ashab: “Ey Allah’ın Resulü onların alameti nedir?” diye sordular da: “Tıraş olmak!” buyurdular. (Benzer bir rivayeti Ebu Saidi’l-Hudri’den Sahiheyn kaydetmiştir)

Bu Hadis-i Şerif ravileri ve senedleri itibariyle İslâmî litaratürde “hadisi sahih’ olarak nitelendirilmektedir. Bu Hadisi Şerif genel manalarıyla gayba ait bir meseleden ve istikbalden haber vermektedir. Gaybı bilen yalnız Allah’tır. Konstantiniyye ve Roma’nın fethini müjdeleyen, Moğol istilasını haber veren, kıyamet alametlerini ve daha birçok gaybi hadiseyi hadislerle işaret eden büyük Nebi(sav) elbette ahir zamanın bu önemli hareketine de işaret buyuracaktı ve nitekim Kütüb-ü Sitte gibi sağlam hadis kaynaklarından gördüğümüz üzere de işaret buyurmuştur. Resulullah(sav) bu zamanın ehemmiyetli fitnesini gayb aşina gözüyle görerek, bu asrın basiretli müslümanlarını uyarmıştır. Bu itibarla sağlam hadis kitaplarında nakledilen hadisi şerife itibar etmek ve bunu ahir zamanın şart ve ahvali içinde değerlendirmek imani bir vazifedir. Hadisi şerifteki ifadeleri, kelime kelime tevil ve tefsir etmek kudretimizin pek fevkindedir, fakat hadisi şerifin işaret ettiği gerçekler o kadar aşikardır ki bunu ortaya koymak bile önemli bir cephe açmak kabilinden olacaktır. Üstad Necip Fazıl’ın ifadeleriyle;

“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes,

Ey Kahpe rüzgar artık hangi yönden esersen es! ’

mısralarında belirttiği surda açılan gedik, küfrün iman karşısındaki zaafiyetini ortaya çıkarmıştır. Mamafih açılan bu gedikleri müslümanvari imajı ve sureti haktan gibi görünen söz ve amelleriyle kapamaya çalışan Fethullahçılar; Latin şövalyesi ruhlu sahte dervişler, Mescid-i Dırar müdavimleri ve müttaki kutup görünümlü Ortaçağ keşişleri olarak İslâm mücadelesinin önündeki en büyük engellerdendir. Suret ve sîretlerinde, oturuş ve kalkışlarında mümin, sözlerinde Hak yolunun eşsiz altın silsilesini taklid eden müttaki, Kuran kıraatlerinde haşyetli bir zahid görünen bu gerici ve traşlı yobazlar, ilahi hakikati anlamaktan o kadar uzaktır ki, kafatasları içinde beyin yerine deve işkembesi taşısalar insanlık bakımından daha hayırlı olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi’nin ifadesiyle *ekpekül küpekadan tekekküp etmiş köpekler’, İBDA fikriyatına ve global İslâmî hareketlere kökten düşmandır. Tüm köksüzlüğüne rağmen İslâm’dan olana bu kadar kökten düşman olabilen Fethullahçı zihniyeti tebrik etmek farzı kifayedendir.

Söz ve amel çelişkisini çok iyi kamufle ederek, din-i İslâm’ın aleyhine çalışan bu şer cephenin takkeli, mülayim bıyıklı, modern giyimli, papyonlu, kravatlı Fethullahçıların bugüne kadar ortaya din adına piyasaya sürdükleri sadece ve sadece kütlenmiş, pörsümüş, mayası bozuk safsatadan ibarettir.

Hadis-i Şerif’in işaretiyle okudukları Kur’an boğazlarından geçmeyen sözde iman ve İslâm kahramanları, yeryüzünün her yerine Nur-u celil-i Muhammedi’yle gittiklerine inanacak cahil oldukları kadar akıl yönünden ehli himardan bir alt mertebededir. Zira yeryüzünün heryerinde müslümanların zekatlarını, sadakalarını, kurban paralarını toplayarak açtıkları okullarda dünya milletlerinin beyinlerini uyuşturmaktadırlar. O sözde mekteplerde, ne Müslüman, ne vatansever, ne de Türkçü, ne de sosyalist olan ama gayet kapitalist ve Amerikancı bir gençlik yetişmektedir. Bizzat şahid olduğum üzere, binlerce Kazak, Türkmen, Azeri genç Fethullahçı okullarda eğitim alıp, Amerika’ya gitmekte ve orada kapitalist düzen içinde Amerikalı olmanın ayrıcalıklarını yaşamaktadır. Şimdi Altın Nesil ve İkinci Diriliş gençliği Amerikan sermayesi altında, onlara uşak olmaktadır. İşin en feci yanı ise bu rezil çarkta kullanılan paranın Müslüman Türk’ün helal kazancıyla yapılmasıdır. Allah’a yemin olsun ki, oralara harcanan paraların kırkta biriyle, sokakta aç gezen köpekler doyurulsaydı ‘, Allah göğün rahmet kapılarını ümmetin üzerine açardı. Yazık ki, ümmetin helal parası maalesef, sokak köpeklerine değil, Ekrem Dumanlı gibi ahlak yüzlü, semadan görme köylülere ya da Nuh Gönültaş gibi tosuncuklara peşkeş çekilmiştir.(Bu yaratıklar, özel plazalarda gazetecilik oyunu oynayıp, kaliteli gazeteler dizayn etmektedir. Zaman gazetesi denilen cüruf ve fışkı artığı gazete, oldukça kaliteli bir gazetedir. Bu gazete, cemaatte çok okunan değil, yemekte yer sofrası materyal olarak kullanılmaktadır. Kağıdı o kadar kalitelidir ki, müslümanlara yemek sırasında büyük kolaylık sağlar. (Zaman Gazetesinin müslümanlara en büyük faydası bu şekilde olmuştur.)

Dünya üzerinde kendilerinden başka hiçbir müslümanı, müslüman tanımayan ve “hizmet’ adı altında jargonlaştırdıkları kitlesel uyuşturucuyla toplumun zihnini hadım eden bu tayfa imandan zerre miktar nasibini almamıştır. Hadis bu yönüyle onların özelliklerini ortaya koymuştur: “Onlar mahlukatın en şerirlileridir.’ Onlar kitabullaha çağıracak, ancak ondan zerre nasibini almayacak! Evet İslâm’da kin ve nefretin olmadığını söyleyen, sevgi ve hoşgörüyle hareket eden, “iman ilk etapta önemli değil, önemli olan erdemdir’ diyebilen bir Fethullahçının şerrinden Allah’a sığınmak gereklidir. Fethullahçılık bu yönüyle Özgürlük ve Demokrasi Partisinin eşcinselleri, Bahaizmin aptal söylemleriyle aynı istikamettedir. ÖDP’ de “birlikte yaşayalım.’ diyerek eşcinselleri koruyup kollayalım demektedir.(Fethullahçı dönemimde yaşadığım bir anektod: Eşcinselleri öldürün diyen şeriat hükmünü okuduğumda, üst rütbeli bir abi! çıkışarak : “Onlarda insan!’ demişti.) Fethullahçılık’ta eşdinselliği sevelim ve koruyalım demektedir. İslâm’ın hakikatleri bu kadar ucuz ve adi şekilde istismar edilemez. Ayet-i Kuran’la sabittir ki, dinin en önemli hükmü : “ Hubbu fıllah, buğdu fillah’tır. Allah adına buğz etmedikten sonra dinin bütün hükümlerini bilfiil yerine getirseler dahi, ehli necattan olamayacaklardır. Komünist ekolün kurucusu Yahudi Marx Efendi, Hocaefendiye bu noktada gönderme yapmaktadır: “Din afyondur.’ Evet Marx Efendi meselenin bir yönüyle haklıdır. Afyon olan Din-i İslâmiye değil, onunla kitleleri kandıran F ethullahçılıktır. Harlemin arka sokaklarında elinde şırıngayla dolaşıp, sabahtan akşama kadar marihuana çeken bir zenci bile, bir Fethullahçıdan daha idrakli, daha basiretli ve daha şuurludur. Zira din adına sundukları mistik safsatalara akıllı bir müslüman asla tevessül edemez.

Bakınız Fethullah Gülen Hocaefendi buyurdu: “ Işık evlerinde bulaşık yıkanması sırasında hasıl olan çatal kaşık sesleri, sahabelerin kılıç şakırdılarıyla aynı seviyededir. İşte bunu ancak bir mankafa beyin hücrelerinde hazmederek Fethullah Hocaefendiye biat edebilir. Yine İzmir Bozyaka’da ÖSS’ye hazırlık için ders çalışan öğrencilerin kaldığı evlerin melekler tarafından tavaf edildiğini söylemek ve buna inanmak Fethullahçı zihinler için sözkonusudur. Fethullah Gülen, tasavvuf hakikatlerini, İslâm hakikatlerini kişisel ve kitlesel faideleri için dejenere etmek konusunda Üstad olan zırva bir şahsiyettir. Fethullahçılık tamamen hurafelere dayalı bir ekoldür. Bir hurafe ne kadar, dinsel olarak kamufle edilirse o kadar başarılıdır. Örneğin 28 Şubat sürecinin hemen öncesinde yani 1996’nın son aylarında müridlere bir mesaj gönderildi. “Önümüzdeki yıl, Şubat aylarında önemli hadiseler olacak, hazırlıklı olun.’ Bu mesajı Hocaefendi bizzat göndermiştir. Gaybı görebilen hocaefendinin kehaneti bittabi gerçekleşmiştir. Ve ister istemez, müridlerin böylece Hocaefendiye itaati ve sadakati de büyük bir oranda artmıştır. Ancak Gülen, bu hadiseleri manevi gözüyle değil, bizzat istihbarat kolları sayesinde görmüştür. Tabi bunu bilmeyen müridlerin gözünde Fethullah Hoca’nın karizması Makam-ı Mahmud’a kadar ulaşmıştır. Aynı mistik kalpazanlık ve üç kağıtçılık, 1980’lerin sonunda da yaşanmıştır. Fethullah Hoca, kürsüye çıkıp, cemaate “Sovyetlerin gümbür gümbür yıkılacağını göreceksiniz’ dedikten sonra, SSCB yıkılmıştır. Bunu gören ehli safta : “Hocamız hakikaten Allah adamı’ diyerek yularını Fethullah Gülen’e vermişlerdir. Bu mistik kalpazanlık, Hocaefendinin tahtını sağlamlaştırmak için her zaman kullandığı bir metoddur. Bu kalpazanlık, güzel bir edebi süslemeyle her zaman müridler tarafından yutulmaktadır, şüphesiz yutulmaya da devam edilecektir.

Yine aynı durum, Gülen-Papa görüşmesinde yaşanmıştır. Gülen, Risale-i Nur’da bahsedilen şahsın kendisi olduğunu ispatlamak için Papa’yla görüşmüş ve Risale-i Nur’daki kehaneti gerçekleştirmiştir. Bu örgüt içinde o kadar popüler bir propaganda aracı olmuştur ki; müridler Hoca’nın vasfının Mehdi olduğuna karar vermişlerdir. Ancak Risale-i Nur’da bahsedilen şahıs olan Mehdi, şeriatı bilfiil tatbik edecek mahiyettedir. Gülen’in de şeriatın bekçisi ve havarisi olduğu da ortadadır! Ayrıca Said Nursi, Risale-i Nur’da ehli imamın hakiki İsevilerle ittifak edeceğini rivayet etmiştir. Katolik kilisesi de yüzyıllardır hakiki İseviliğin temsilcisi olduğu için İslâm düşmanı misyonuna sahiptir! Bu oyun bayağı bir sokak üç kağıtçılığı ve adi bir televizyon şovundan öteye gidemeyen bir tiyatrodur. Gülen senaryoyu yazar, müridleri de oynar. Daha sonra bu şovla milyarlarca dolarlık bir servet oluşturulur. Bu servetle Mevlana ve Yunus Emre vizyonu harmanlanır. Sahabelerin fakirliği, mücadelesi de Fethullahçı edebiyatın ve para kazanına araçlarının başında gelmektedir. Hizmet’in içindeki en yeni kavramlardan birisi de VİP mütevelli kavramıdır. Hizmette parası olan burjuva, din açısından her zaman önemlidir. Onlara hizmeti anlatmak ve onları Fethullahçılığa davet etmek en büyük farzdır. Yani paraları vakumlamak için Fethullahçılık, her türlü ahlaksızlığa tahammül edebilir. Hayır estağfirullah, Fethullahçılık her türlü ahlaksızlığa açıktır. Mesela fakir ve gariban müridleri Fethullahçı akım o kadar güzel kandırmıştır ki; şeytana böyle bir zevki hiç bir kafir tattırmamıştır. Fethullahçılığın açılım yıllarında, sanatçılar, siyasetçiler ve işadamları hatta futbolcular ile iletişime geçilmiştir. Gülen hepsiyle diyalog kurmuş ve sözde dini herkese anlatmıştır. İşte bu dönemde Fethullahçı baş müridler, fabrikasyon safsata ve hurafe atağına geçmişlerdir.

Mesela, cemaat içinde anlatılan hurafeleri aktaralım: Perihan Savaş ve Hülya Koçyiğit Risale-i Nur dairesine girerek şakirde olmuşlardır. Cemaat içindeki istişarelere katılarak, dini anlatma kaygısıyla yanıp tutuşmaktadırlar. Bu amaçla dine doğrudan hizmete başlamışlardır. Ayrıca Barış Manço’nun Hz. Muhammed’e (sav) ithafen “Gül Pembe’ şarkısını bestelediği Işık evlerinde anlatılmaktadır. Rahmetli bu durumu bilseydi dürüstçe bu yalanı tashih edecekti. Murat Göğebakan adlı şarkıcı ‘Ay yüzlüm’ü İslâm lideri Fethullah Gülen için bestelemişti. Futbolcuların hepsi namaza niyaza başlamış, yakında hanımlarını da kapatacaklardı. Hocaefendi bütün sosyete ve cümle aleme İslâm’ı neşir faaliyetlerini muvaffakiyetle gerçekleştiriyordu. Rahşan ve Bülent Ecevit’in kalbi İslâm’a ısındırılmıştı. Vatikan’a giden Hocaefendi, Vatikan’ın altında gizli bir yerde, kardinallere namaz kıldırmıştı. Maroviç Cevşeni elinden düşürmüyor ve imanını hergün tazeliyordu.

Maroviç müslüman olmuş ve Vatikan’da dine hizmet ediyordu. Işık evleri bu hurafelerle esnaf müridlerin beyinlerini kirletiyordu. Tabi beyinleri sadece kirlenmekle kalmıyor, bu safsatalar iyi bir gelir kaynağı oluyordu. Paralarımız İslâm’ a gidiyor düşüncesiyle her geçen gün himmetler trilyonları buluyordu. Bu paralar da Anadolu’nun bağrından kopmuş, sülük gibi cemaati emen açıkgözlerin ceplerine giriyordu. Birkaç yıllık öğretmen ve tam itaatiyle sadık mürid olduğunu ispatlayan gençler, altlarında son model arabaları, son model bilgisayarları, evleri ve çöpçatan Fethullahçı abilerinin ayarladığı eşleriyle, uzun Amerika ve Avrupa seyahatlerine çıkıyordu. Hizmete para yatırıp, yeni bağlantılar kuran esnaf sınıf atlayarak burjuvalaşıyordu. Ancak vıcık vıcık görgüsüzlüğü ve ilkelliğiyle dünya ve ahiret işlerini bir güzel hallediyordu. İşte böylece tabela İslâm’ı bu dönemde ortaya çıkmıştı. “Uhud Çerez’, “Akabe Mobilya’, “Hayber oto-yıkama’, Fethullahçılığın altın neslini besleyen para kapılarıydı. Dükkanlarına ‘ Bismillah’,’Allah’, ‘Muhammed’ ismi hatlarıyla İslâmcı olduklarını vurguluyordu. Fethullahçılar çocuklarının isimlerini Huzeyfe, Usame gibi Sahabe isimlerden seçip, dine büyük hizmet ediyordu. Daha sonra da Fethullah Hoca: “Usama bin Laden’den nefret ettiğini söylüyordu. Oysa bugünkü şöhretini Usama bin Laden’e borçluydu. Eğer Afgan cihadında Usama bin Laden ve mücahidler Sovyet Komünist imparatorluğunu yıkmasalardı, acaba _ oralarda Fethullahçı okul açabilecekler miydi? 11 Eylül cihadıyla İkiz kuleler yıkılmasaydı, Amerika’da İslâmlaşma oranı 4 kat artacak mıydı? Bunlar bizzat yabancıların tespitleri olmakla birlikte, bu veriler uydurma değildir. İşte Fethullahçılık kolay parsaya konmacılıktır. Fethullahçılık, hakka vefasızlık ve müslümanlara düşmanlıktır. Nitekim Gülen, El Kaide müslüman değildir bağlamında onlarca yazı yazmıştır. Hatta kendi mahiyetini El Kaideci müslümanlarına ithaf etmiştir. Sızıntı denilen paçavra derginin bir sayısında : “Müslüman olan yapmazdı, denilerek 11 Eylül olaylarına değinilmiştir. Bu yazı da Gülen, El Kaide mücahidlerine beyinsiz ve ahmak demiştir. Kişi kendinen bilir fehvasınca Gülen’in bu sözleriyle yanındaki beyinsiz takımını ifade ettiğine inanıyoruz. Zira aynı tayfa fikirsel olarak boşluğunu zihinsel masturbasyonlarla tatmin etmeye çalışmaktadır. Mesela müridler arasında yine yaygın kanıya göre; “Vural Savaş’ a Fethullahçılar bir çay içirseydi, o da müslüman olacaktı.’

Heyhat Vural Savaş bile karşı cephenin sözü açık ve şuurlu kişilerindendir. Kemalist bir düşman, aptal bir Fethullahçıdan daha evladır. Yine Fethullahçı bir teoriye göre, “Hizmet dünyayı öyle saracak ki, birgün herkes Fethullahçı olacak ve o zaman gül devri gelmiş olacak.’ Evet bu teoriye göre Gül Devri mutlaka gelecektir. Ancak Fethullahçı Gül Devri, İslâm’a en büyük zararı verecektir. Çünkü şeriat diyecek ki: ‘ Faiz almayın’ Oysa Gülenci cenah Faizciliğin en fenasını yapmaktadır. Bank Asya, kar payı adında faiz alırken, yaptığının sonuna kadar helal ve caiz olduğunu iddia etmektedir. Kuran faizi yasaklarken, lanetlilerin faize, alışveriş gibidir benzetmesi yapacaklarını belirtmiştir. İşte Kuran ayetleri ve Fethullahçılar..İşte küresel mistik kalpazan ve hakikat…. Fethullahçı hurafeler yazmakla tükenmeyecek kadar çoktur. Mesela Konya’da yapılan bir kolejin açılışına bizzat Mevlana, İmamı Şafii ve Bedizüzzaman’ın iştirak ettiğini Gülen özel bir sohbetinde ifade etmiştir. Laik bir okulun açılışına bu kadar şeriatçı bir kadronun teşrif etmesi mistik bağlamda gerçekten orjinal bir hadisedir. Zavallı cemaat bu safsataya iman ederek, bu hadiseden o kadar ‘onur duymuştur ki, yeni bir kolej yapmak için kolları ve cepleri sıyırmıştır. Bu okulların, fakir talebeleri okuttuğu da büyük bir yalandır. Buraya gidebilmek için ailenizin burjuva olması şarttır. Okul ücretleri normal kapitalist seviye kar amaçlı çalışan okullarla aynıdır. Bu mahiyetteki bir okulun Şeriatı getirecek Altın Nesli yetiştirdiği masalı türbeye çaput bağlamaktan bile daha ahmakçadır. Evet, Fethullahçı hurafecilik, Ortaçağ’ın hurafelerinden daha sistemli ve daha propağandacı bir şekilde icra edilmektedir. Telli Baba, Geyikli Baba’ya gidip oradan medet uman bir zihniyet bile, Fethullahçı zihniyetten daha çağdaş ve modern ve akılcıdır. İşte hadisi şeriflerde ifade edilen bu tayfa ahirzamanda zuhur etmiştir. Bunların en önemli vasfının traş olmak olduğunu hadisi şeriften anlıyoruz. Fakat bu traş meselesi, bireysel bir tercih değil, grupsal bir baskıyla olacaktır. Yani her cemaat ya da tarikat içindeki müslümanlar tercihan sakal uzatabilir ya da traş olabilir. Bazı tarikatler sakalı zorunlu kılar. Ancak çoğu İslâmi cenah bu devirde bu sünneti kişinin tercihine bırakmıştır. Ancak 1400 senelik tarih açıktır ki, müridlerine sakal traşını zorunlu tutan başka bir cemaat yoktur. Örgütün içinden biri olarak müteaddit defa bu uygulamayla karşı karşıya kaldığımı ifade etmeliyim. Çoğu ilahiyatçı ya da günümüzün alimleri bu hadisin Haricileri kastettiği konusunda ittifak halindedir. Ancak unutulan bir yön vardır ki Hariciler, asla traş olmayı zorunlu olarak uygulamamışlardır. 1400 yıllık tarih açık olmak üzere bu hadisin tamamen ve bizzat Fethullahçıları kastettiğine dair fikrim tamdır. Bu yaratıkların öldürülmesinde de bir beis yoktur. Çünkü bu mahlukat ayetin ifadesiyle “Sümmün hükmün, ümyün fehum la yerciun’ Onlar duymazlar, işitmezler, görmezler..

Evet biz elimizdeki bütün delilleriyle Fethullahçı saplantının tüm saçmalıklarını onların gözüne soksakta onlar inanmamakta ısrar edeceklerdir. Çünkü beyinleri Allah tarafından alınmıştır. İbrahimi dinler safsatasını uydurabilen, zekerleri sünnetli, fakat beyinleri sünnetsiz bu zavallıları rehabilite etme imkanı yoktur. Tabi aralarında Allah’ın iman nuru verdiği bazı kişiler hariç. Bunu ancak Allah bilir.

Evet, İslâm düşmanı devletler için dua eden bir alim düşünün. Ya da müslümanları hergün helak eden Firavun’un kapısında yalvaran bir kutup, Allah dostu düşünün! Kafirler bile kendi devletlerine bu kadar düşman olabilecek kadar ehli insaf iken, Gülen Amerikan’ın yanında Müslümanlara düşman olmuştur. Bu konu yüzlerce kere yazıldı, ancak yazılmayan birkaç hususu eklemekte fayda vardır. Katrina ve Rita kasırgalarının olduğu dönemde müridlere okyanus ötesinden bir mesaj gelir: ‘ Allah adma, Amerika’ya dua edin, Hocaefendi Amerika üzerindeki bu kasırgaların durması için dua ediyor!’ Cemaat içindeki iletişim vasıtasıyla bu not bütün müridlere iletilmiştir. Yine eski Fethullahçı öğretmen bir kardeşimizin bir anektodunu aktarmakta fayda vardır. Öğretmen seminerlerinde Tarih zümresi başkanı olan bir zatın kullandığı ifade aynen şudur: ‘ Amerika şuanda Osmanlı’nın mirasını almıştır. Bu yüzden Amerika şuanda dünyanın en adil devletidir! ’ Yani bir Fethullahçı açıp hiç mi gazete okumaz, okusa dahi anlamaz, televizyondan görse idrak edemez? Fethullahçıların akılları neden bu kadar bağlanmıştır? Yazar olarak şahsım dahi bu satırları yazarken, kanımın donduğunu ifade etmek istiyorum. İnsan bu kadar aptallık ve ahmaklık karşısında çıldırmamak için kendini zor tutuyor. İşte şimdi hadisteki ‘öldürün’ ifadesi tam manasıyla anlaşılıyor. Bu şahıslar inşallah gerçek imanlı bir ordu sayesinde ümmetin içindeki cerahat kesbetmiş uzuvlardan kesilip atılacaktır. Bedenleri hurma kütüğü gibi yerlere serilecek ve cesedleri başında durulup, cesetlerine lanet edilecek ve pis bedenleri ıssız kuyulara atılacaktır. Zira toprak dahi böyle leşleri barındırmaktan istikrah edecektir.

Son dönemde yine bana ulaşan orjinal ve bir o kadarda manidar Fethullahçı anekdotlara kısaca değinelim. Gülen Efendi, Amerika’dan cemaatteki müridlerine şunları ifade etmiştir: ‘ Aslında bir yönüyle Hülya Avşar’ın kadınlara örnek olduğunu düşünüyorum. Zira kendine ait kuralları ve prensipleri olan bir kadın.. Eşine sadakati ve ayrıldıktan sonra dahi takındığı tutum ile içimizdeki çoğu hanıma örnek olacak mahiyette…’ Evet artık şaşırmamak lazım, şahsen ben bu lanet olasıca sürünün yaptığı çoğu şeyi kanıksadım. İmamlar silsilesinin kutbul aktabı, Mehdinin temsilcisi, Said Nursi’nin mümessili magazin yorumlarıyla cemaatine ışık tutmaya devam ediyor. Gülen bir dönemde kendini ifade etmek için Mahsun Kırmızıgül’ün şarkı sözlerini kullanmıştı zaten: ‘ Yıkılmadım, ayaktayım.’ STV denilen lağım makinası da topluma her saat pisliğini boşaltırken, bunları kullanmıyor mu? Mehmet Ali Erbil, STV kanalındaki seviyeli magazin! programında çıkıp: ‘ Allah’a her zaman güvendim. Her gece dua ediyorum’ vs. gibi sözleriyle salak cemaatçilerin kafalarına yeni ufuklar açmıyor mu? “Bakın mürid kardeşler, Mehmet Ali Erbil’de imanlı bir kişi, bakın Allah diyor, dua diyor.’ Bu Fethullahçılar gerçekten . komik ve bir o kadar da latifeşinas insanlardır. Ancak gerçekleri hayalleriyle karıştıracak kadar da özürlü ve engelli kişilerdir. Gerçek engelli ve özürlü insanları tenzih ederim.

Bu şer cephe, her kurum ve kuruluşuyla, laik cephenin ve özellikle Kemal ile İsmet’in yapamadıkları dejenerasyonu kısa bir süre içinde yapmıştır. Bu o kadar barizdir ki Yaşar Nuri bile, Fethullahçı söylemlere “el insaf’ demiştir. Ilımlı İslâm, Türk İslâm vs. kavramlarını birer fitne olarak ortaya atan kimdir? Müslüman hanımların izzetlerini ayaklar altına alıp, onları aç-kapa Artema haline getiren, haklı direnişleri kınayıp, devletçi olan sonra da devlete kafa tutamayıp, soluğu Darul Küfrün merkezine iltica ederek her hareketiyle fitne ve fesad olan kimdir? İslâm’ın tüm yasaklamalarına rağmen en yakın arkadaşlarından, ilkokul çocuklarına kadar herkesin arkasına adam takan ve özel hayatlarını herkes içinde ifşa eden kimdir? Raşid Dostum gibi bir tecavüzcünün, Pervez Müşerref gibi bir haysiyetsizin duacısı kimdir? Müslümanların aleyhine çalışan her şer cepheyi destekleyen, Yahudilerle kolkola müslümanlar aleyhine çalışan kimdir? Bir zamanlar Fethullah Gülen’in azad edilmez kölesi olan ve cemaatinin istekleri uğruna emek sarfeden şahsım dahi içimden gele gele, Vücudumdaki tüm hücrelerle gerçeği haykırıyorum: “Haza Kafir! ’ Ey Kafir artık mukaddes kelimeleri ve lafızları ağzına alma! 60 küsürlük hayatında mevte yuvarlanan bir fani olarak o aşağılık ve yamuk ağzını kapat! Sen ümmetin içinde kapkara” bir lekesin! Said Nursi büyük hakikati o dönemde haykırmıştı: ‘ Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş. Hıyanet, hamiyet libasını giymiş. Cihada, bağy ismi takılmış. Esarete hürriyet namı verilmiş.(Mektubat, Sayfa 456 Hakikat Çekirdekleri) Cihada bağy, terör denilecek diye uyarmıştı. Buna rağmen hala Gülenist geri kafalılar cihad yapanlara terörist demektedir. Said Nursi’ye göre bir kıyasla kime terörist deniyorsa o müslümandır ve mücahiddir. Şimdi İslâm’ı, Nurculuğu, ve hakaik-i İmaniyeyi Gülen’den daha fazla kim dejenere etmiştir? Amerika mı, Yahudiler mi? Hayır Yahudiler bile tüm sinsilik ve kurnazlıklarına rağmen, dinin aslını bu kadar dejenere edecek bir nesil yetiştiremediler. Bediüzzaman’dan Fitnetüzzaman doğmaz, Bediüzzaman: Yaşasın şeriat! ‘ nidalarıyla küfrün mahkemelerini velveleye vermiştir. Gülen ise “şeriat bile dememeli, millet ürkmemeli’ demiştir. ‘Şeriattan korkan ancak kafirler, zalimler ve fasıklardır.

Büyük mücahid Sakka’nın uğradığı işkenceler tüm açıklığıyla ortadadır. Bu işkenceleri yapanların en önemlileri Fethullahçı polislerdir. Sadece işkence üstadı değil, yalan ve sahtekarlık üstadı olan Fethullahçı Zaman Gazetesi ve STV teşkilatları, mücahidleri her safhada karalama ve yıpratma yoluna gitmiştir. Mücahidlerden Muhammed Atta(ra) içki içiyormuş, Sakka(ra) namaz kılmıyormuş, Usama bin Laden(Allah ondan Razı olsun) Vehhabiymişl Bu noktada bir gönül insanın müthiş bir ifadesi olarak zikretmek gerekir. Mübarek zata sordular: “Üsame bin Laden Vehhabiymiş?’ Mübarek aynı Üstad Necip Fazıl makamında cevap verdi: ‘ Bush’ta çok ehli sünnetmiş!’ İşte bu misal gibi hakkı karalayan ve hakktan olduğunu söyleyen dalaletçi Fethullahçılara namaz bile yasak edilmelidir. Bu kişiler ve bu zihniyettekiler acilen rehabilitasyon altına alınmalıdır. Kafaları düzelmeyenler mahkeme-i şeriyyede yargılanıp idam edilmelidir! Resulullah’ın mevlid-i şerifînde kadın erkek birlikte, çalgılı, cazbantlı anma programı yapan bir zihniyetin adamları ancak öldürülmeye layıktır. Büyük lider Ayman El Zevahiri’nin belirttiği gibi: ‘ Ey din tüccarları, din satıcıları, ümmetin önünden çekilin! ’ Kemalistlerde bunlara ısrarla, şeriatçı, dinci demektedir! Fethullahçılar asla ve kat’a dinci değildir, şeriatçı asla değildir. Fethullahçılar, kendin yap kendin sat yöntemiyle; safsata ve hurafe üretip, pazarlayan din edebiyatı satıcılarıdır, hikayeci, üfürükçü ve madrabazdır. Başta örgüt lideri olan Bizans entrikacısı, baş üfürükçü, mürtedül kebir Fethullah Gülen olmak üzere bütün tayfası Aziz Nesin (Mekanı cehennem olsun,lanet üzerine)’in eşsiz deyimiyle “Zübük’tür. Hadisin manasını bu noktada daha iyi idrak etmiş oluyoruz.. Ve böylece :’Sadakte Ya Resulullah’ diyoruz. Genel olarak anlatılan bu meselenin felsefi ve dini ayrıntılarına daha sonra değineceğiz. Son olarak tüm samimiyetimizle dua ederek Allah’a yakarmalıyız: ‘ Allah’ın, meleklerin, nebilerin, kitapların ve cümle cin ve inslerin laneti Fethullahçıların üzerine olsun! ’

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Üstad’ın Kaleminden “İhlasçı”lar

ACEZE BASIN Türk basını, her çeşit günlükler ve haftalıklarla beraber 2 buçuk milyona varan bir …

Sünnetin Önemi

  Bismillâhir-rahmânir-rahîm. Elhamdü lillâhi hakka hamdihî, ves-salâtü ves-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ ve senedinâ ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir