Son Yazılar
Başlangıç » Tarih » Monte Kristo Kontu Değil Abaza Mehmet Paşa

Monte Kristo Kontu Değil Abaza Mehmet Paşa

Alexandre Dumas’ın meşhur roman kahramanı Monte Kristo Kontu Emond Dantes’in hikâyesini okumuşsunuzdur…

Düşmanlarının hazırladığı bir tuzakla suçsuz yere hapse atılan Edmond Dantés’nin 14 yıllık mahkumiyetten sonra, felaketine neden olanlardan intikam alması etrafında gelişen olayların anlatıldığı roman, filmlere konu olmuştur.

Geleceğin sinema ve romancıların da ilgileneceğine emin olduğumuz bir hayat hikâyesi…

Bir Osmanlı paşası…

Abaza Mehmet Paşa…

Birinci Ahmet zamanında Anadolu’da büyük bir Celali isyanının ileri gelen simalarından Canbolat oğlu Ali Beyin Mehmet isminde gayet sevgili bir Abaza kölesi vardı. Bir an yanından ayırmadığı bu çocuğu kendisine hazinedar yapmıştı. Sadrazam Kuyucu Murat Paşa, oruç ovasında Canbolat oğlu ile yaptığı çok kanlı bir muharebede Celalileri bozguna uğratmış . . .
Koca ova, yaralı ve ölülerle kaplanmıştı . . . Paşa, gömmekle başa çıkılamıyacağı için birçok kuyu kazdırmış ve bunları, ölü ve diri ayırt ettirmeden kuyulara doldurtmuştu.
Takip kuvvetlerinin getirdiği esirlerin de, sorguya çekilmeden kuyuların ağzında diz çökertilip boyunları vuruluyordu. Canbolat oğlunun hazinedarı Abaza Mehmet de yakalanmış idi, henüz 1 5-16 yaşlarında ve melekler kadar güzel bir gençti; boynu vurulmak üzere çökertilmiş iken Mehmed’i Yeniçeri Ağası Halil Ağa gördü, acıdı, şefaat etti, ölümden kurtararak yanına aldı, evladı manevi edindi. Abaza Mehmet Halil Ağanın himayesinde devlet hizmetine girdi. Babalığı Sadrazam olunca o da vali ve «Abaza Mehmet Paşa » oldu. Fakat Oruç Ovasındaki müthiş hatıra, Murat Paşanın kuyusu gözünün önünden hiç bir zaman silinmedi ve o gün kendisini öldürmek için çökertmiş yeniçerilere karşı içinde sönmez bir kin besledi.
Erzurum valisi iken İstanbul’da Padişah Genç Osman, yeniçerilerin çıkardığı bir ihtilalde tahttan indirilmiş ve Yedikule zindanında boğulmuştu. Abaza Mehmet Paşa bunu fırsat bildi, Sultan Osman’ın kan davasını güderek isyan etti ve işe Erzurum’dan başlıyarak ne kadar yeniçeri varsa öldürttü. Sonra Sivas’ı ele geçirdi ve orada da bir yeniçeri katlia mı yaptı. Erzurum’dan Kayseri’ye kadar Anadoluda yeniçeri dalaşamaz olmuştu. Yeniçeriler kısa diz çağşırı giyerlerdi ; bundan ötürü dizleri, baldır ve bacaklarına nisbetle yanık olurdu.
Yollarda bütün yolcular, Abaza’nın askerleri tarafından çevrilir, çağşırları çıkarılıp dizleri muayene olunurdu: Kısa diz çağşırı giymek itiyadında olupta yeniçeri olmayan nice masum insanlar da « Sen yeniçerisin>> diye idam olunmuştu. Abaza isyanı beş yıldan fazla sürdü.

Nihayet Dördüncü Murat zamanında aman diledi, affedildi. İstanbul’a geldi, bu genç padişaha yakın dost ve nedimi has oldu. Yakışıklı ve güzel adamdı, giyimine, kuşamına fevkalade itina eden şık bir adamdı. İstanbul’da, onun gibi giyinmek moda oldu, Padişah bile «Abaza kesimi» denilen esvaplardan yaptırdı. Aslında, valiliğinden büyük bir serveti vardı, nedimliğinde de nüfuzundan istifade ederek rüşvet yoliyle adeta karun malı topladı. Fakat Padişahın en sevgili gözdesi Silahtar Mustafa Paşa ile geçinemedi . Mustafa Paşanın babası Bosnalı Sinan Bazirgan adında bir adamdı ve eskiden Abaza Paşanın gadrine uğramıştı. Mustafa Paşa bunu unutmamıştı. Silahtarın telkinleriyle Padişahın gözünden düşürüldü. Bir gün, saraya davet edildi, gelir gelmez Bostancıbaşı Duca Mustafa Ağa tarafından tevkif edildi ve Çinili köşke hapsedildi…
Akşamın alaca karanlığında da idamı için ferman çıktı. Cellat Kara Ali yamağiyle köşke geldi. Kendisine namaza durmuş birisini gösterdiler: «Abaza Paşa budur! . . » dediler, kement attı; boğdu. Ertesi günü, Padişahın emriyle Abaza Mehmet Paşaya büyük bir cenaze alayı tertip edildi; ve feleğin garip cilvesidir. Veznecilerde, vaktiyle henüz bir çocukken kendisini öldürtmek İstiyen Kuyucu Murat Paşanın türbesinde, bu meşhur Sadrazamın yanına defnedildi.
Aradan yıllar geçti, Dördünçü Mura t öldü, Sultan İbrahim Padişah oldu. Silahtar Mustafa Paşa idam olundu, Bostancıbaşı Duc-ı Mustafa da bir valilik ile İstanbuldan sürüldü .
Hicri 1036 yılında idi , bir gün Erzurum’a, İran hududundan bir adam çıka geldi ve «Ben Abaza Mehmet Paşayım ! >> diye Erzurum’daki Abaza Paşa sarayına geçti kuruldu. Abaza Paşa’nın Erzurum’daki eski dostları ahbapları ziyaretine koştular. Evet . . . bu adam, yıllarca evvel İstanbul’da idamını işittikleri Abaza Mehmet Paşa idi . . . Kendilerine eski günlerin hatıralarından bahsediyor, hatta onların unuttuğu birçok şeyi o hatırlatıyordu Paşa, macerasını, eski yaranına şöylece nakletmişti:
« Silahtar Mustafanın ısrarlarına mağlup olan
Dördüncü Murat Abazayı öldürteceğine söz vermişti ; fakat pek az sonra bu kararına nadim olmuştu. Has nedimini tevkif ettirmiş, sarayda Abaza Paşa diye bir idam mahkumunu boğdurtmuş idi . Paşayı da gece, saray rıhtımından tebdil kıyafetle bir gemiye bindirmişler, Gelibolu’ya göndermişlerdi. Abaza Paşa oradan bir Cezayir gemisine atlamış, Cezayir’e gitmiş, adını sanını değiştirerek korsan olmuştu. . . Bir zamanlar giyinişi, kıyafeti İstanbul gençleri tarafından taklit edilen zarif adam, yalın ayaklı, çıplak baldırlı, beli çatal bıçaklı bir Mehmet Dayı ve başlı başına bir kadırga sahibi olmuştu. Yedi sene Akdenizde dolaşmış, Septe boğazından Atlas Okyanusuna çıkmış ve bir deniz muharebesinde, Danimarkalılara esir düşmüştü. Danimarkalılar da onu Portakal ( Portekiz) kralının gemicilerine satmışlardı. Portekizliler, şark lisanlarına aşina olan bu esirlerinden tercüman olarak istifade etmek istemişler, onu bir Portekiz filosiyle bir Hind şeferine yollamışlardı. Fakat Mehmet Dayı’nın bindiği gemi Çin sularında müthiş bir fırtınaya tutularak batmış, yalnız bu müslüman gemici, bir kalas parçasının üstünde sahile düşüp canını kurtarmıştı.
Düştüğü sahil halkı müslümandı , onun da müslim ve bir Osmanlı Padişahının nedimi ve Paşası olduğunu öğrenince kendisine hürmet göstermişler, yol harçlığı vermişler, Abaza Mehmet Paşa da bir kervana katılarak Çin Türkeli, Horasan, Belh ve Buhara üzerinden İran’a, oradan da Erzurum’a gelmişti.
Abaza Mehmet Paşanın gelişi ve ağzından dinlerken baş döndürücü maceraları bütün Erzurum halkını heyecana düşürmüştü. Vali Süleyman Paşa, keyfiyeti mufassal bir rapor ile İstanbul’a Sultan İbrahim’e bildirdi. Zaten vehham ve hasta olan Sultan İbrahim sonsuz bir telaşa düştü . . . Koca bir padişahın fermaniyle idam olunan bir adam, yıllarca sonra elini kolunu sallıyarak meydana çıkarsa, o padişahın kendisi de bir gün ahiretten dönebilirdi. . .
Duca Mustafa Paşa çağrıldı ve keyfiyet kendisinden soruldu. Eski Bostancıbaşı, başından korktu, « Erzurum’a gelen adam bir sahtekardır, Abaza Paşayı ben fermanla idam ettim. » dedi
Padişah Cellat Kara Ali’yi de bizzat isticvap etti Müthiş cellad da:
« Vallahi Padişahım! . . Akşam namazından sonra idi. Ortalık karanlıktı , yüzükoyun yatmış bir adam gösterdiler, budur dediler, boğdum, yüzünü, şemailini görmedim ! » dedi.
Erzurum Valisi Süleyman Paşaya bir idam fermanı daha gönderdi. Vali de Abaza Mehmet Paşayı sarayına davet etmiş , gelir gelmez de, Valinin iç oğlanları üzerine hançer düşürerek öldürmüşlerdi. Abaza Paşanın gövdesinden ayrılan kesik başı İstanbul’a yollanmıştı; fakat bu kesik talihsiz baş, Erzurum’dan İstanbul’a kadar bozulmuş, derisi yüzülmüş tanınmaz bir hale gelmişti. İstanbul’da bulunan eski bendelerinin hepsi kat’i bir şey söyliyememişlerdi:
« Hem odur, hem değildir!.. » demişlerdi.

 

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Ali Şükrü Bey-27 Mart 1923

İlk Meclisin muhalif isimlerinden, Hilâfet taraftarı ve dindar bir Müslüman olan Trabzon Mebusu Ali Şükrü …

18 Mart Çanakkale ve Başkomutan Rasulallah

Bugün 18 Mart… Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü… 250 bin şehidin, kutsal vatan toprağını, İslâm sancağını, Halife-i …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir