Son Yazılar
Başlangıç » Büyük Doğu-İBDA » Tersinden Mucize

Tersinden Mucize

“Eğer bana “İslâm’a muhatap anlayış”ı yenileyen Büyük Doğu Mimarı’nın hâl keyfiyetimizi çerçeveleyici en çarpıcı teşhisinin ne olduğu sorulsa, hiç tereddütsüz “mucize” isimli yazısı derdim…

Evet o:

Kimse farkında değildir ki, önce 50, peşinden 27 yıl, üstüne kezzap dökülen ruh ağacımızın kökü, nihayet yarım yamalak müsamahalar sonunda büsbütün tereddiye uğratılmış, bu mevzuda bahçevan geçinenler bu defa onu zehirli meyveler vermeye zorlamış ve öyle bir oluş meydana gelmiştir ki, hiç olmamaktan beterini getirmiştir.

Bu hâl her sahada, O’nun, Allah Resûlü’nün Nurunu kaybetmiş olmanın neticesidir ve “O olmazsa ne olur?” şeklinde bir mucize habercisidir.

Bir mucize… Gelip geçmiş bütün nebi ve resullerin mucizelerinden üstün bir mucize… İlk ve son Resule ait ve O’nun bütün mucizelerini doğrulayan ve tamamlayan bir mucize… O mukaddes parmağın göğe döner dönmez kameri ikiye bölmesi, okunu yerleştirdiği kurumuş pınardan su fışkırtması, temasiyle hastaları şifaya kavuşturması ve daha niceleri gibi, akıl ve hesap üstü harikaların 1300 şu kadar yıl sonra hakikatini suratlara çarpan bir mucize…

Bir mucize ki, Burak isimli at üzerinde ışıktan hızlı bir süzülüşle feza ötesine geçen ölümsüzlük müjdecisinin nurundan mahrum kalmaktaki dipsiz karanlığı, mucizeler arasında en büyüğü, toplayıcı ve belirticisi olarak göstermekte; fakat kimse, güneş söndürülünce ne olacağını gösteren bu mucizeyi farketmemekte…

Anlaşıldı mı?

Türkiye’nin ve İslâm âleminin bugünkü hali, Allah Resûlü’ne ait mucizelerin, hiçbir peygambere nasip olmamış, en büyüğü!.. Tersinden mucize… O’nun nuruna malik olmanın tarih dolusu mucizeleri yanında aynı nurdan mahrumluğun bir milleti ne hale getirdiğini belirten, mucize üstü mucize… 

Bu mucize, yükselişini o nura borçlu milletlerin tecelli çerçevesindedir ve bunların başında Türkiye vardır.

Başkalarının; büyük hayatı O’nun nur dairesi içinde tadmamış ve yükselişleriyle alçalışlarını kendi çalışma veya uyuşma sebeplerine bağlamış olanların bu mucize tesellisinde yerleri ve payları yok… O yalnız bize ait; “Müslümanım!” dedikten, onun mukaddes mîsakını imzaladıktan ve dünya çapında mükâfatını cebe indirdikten sonra, bütün bir devre boyunca vecd ve aşkını yitirenlere, peşinden de hikmet ve hakikatine dil çıkaranlara ait… Tek kelimeyle İslâm’ın nurunu kaybedenlere ait…

İşte şu anda biz, asırlarca İslâm’ın kılıcını ve tahtını temsil etmiş tarihimiz önündeki yürekler acısı vaziyetimizle, en büyük mucize çapında bu ters tecellinin mihraklaştığı bir ülke manzarası arzediyor ve başımıza ne geldiyse sadece o nuru kaybetmekten geldiği hikmetini yaşatıyoruz.

Malûm, tarihî devreler içinde terakki ede ede gelen bu hâl, felâketimizin hasad mevsimi diye gösterebileceğimiz İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında birdenbire patlak vermiştir. Her sahada bütün dayanak noktaları çökmüş, muvazeneler bozulmuş, demokrasi (palyatif)leri altında maraz büsbütün azmış, gidenlerden hiçbiri tam suçlandırılamamış ve gelenlerden hiçbiri teşhise yanaşamamış, bunlara karşı yapıcı olmak isteyenler kökünden yıkıcı olmuş, arada inkisar ve hayâl sükûtundan başka hiçbir zuhur görünmemiş; ve nihayet, işte, bizim için, göğün bütün güneşleri söndürülmüş gibi bir manzara doğmuştur.

Bu güneşleri, Sevgilisinin nurunu, ahlâkını ve idrakini kaybettiğimiz için yurdumuzdan esirgeyen Allah, böylece, O’na bağlandıktan sonra dönmenin âkıbetini, makûs şekilde tecelli edici Ahmedî bir mucizeyi göstermektedir.

İkinci Dünya Savaşı sıralarında memlekete girmesi yasak edilen İsviçre gazetesi hakkımızda şöyle yazmıştı:

-“Bugün bir halk ihtilâli için her sebebe mâlik bulunan Türkiye’de buhran ne siyasî, ne idarî, ne içtimaî, ne ahlâkî, ne iktisadî, ne de ilmîdir; sadece ruhî… Türkiye bir ruh hastalığı içindedir!”

Yani, bu hâle düşebilmek için insanın deli olması lâzım, demek isteniyor. Acından ölecek hâle gelen delinin önüne bir tabak pilâv konulduğu zaman mecnun kaşığı ağzına götüreceği yerde kulağına tıkmaya kalkışırsa hali ne olur? Yemek önündeyken acından ölür!

İnönü devrini, bütün malikiyetler içinde “total-topyekûn” mahrumiyet bakımından bu misâl derecesinde canlandırabilecek ikinci bir kıyas unsuru bulunamazken ya ondan sonra gelenler?…

Ondan sonra gelenler derken gelenlerin arkasından onların da ardında sökün edenler marazı en ileri dereceye vardırmakta yani “psikasteni-ruh inhitatı” illetini derinleştirmekte hiçbir ihmâl göstermemişler, aksine İnönü’ye taş çıkartıcı hünerlerini ortaya dökmüşlerdir. Zaten çent zamandan beri Türkiye’de vebalini hafifletme usûlü, bir idarenin, kendisinden sonraki sayesinde elde ettiği “beterin beteri” avantajından başka bir şey değildir. Fakat beteri olmayan en korkunç “beter”, Muhammedî Nuru 50 yıllık peçeleme ve çuvallama davranışıdır ki, nihayet kemâlini bugün bulmuştur.

Bu nuru ve onun getirdiği ruh ve ahlâkı bütün Türkiye göklerinde mahyalaştırmadıkça, ne tarlayı, ne fabrikayı, ne mektebi, ne kitabı, ne daireyi, ne kışlayı, ne mahkemeyi, ne zabıtayı, ne bakkalı, ne kasabı, ne sokağı, ne ne meydanı, ne aileyi, ne gençliği, ne malı, ne canı, ne ırzı, ne namusu, ne ahlâkı,, ne idraki ayakta tutabilirsiniz!…”

 

İslâma Muhatap Anlayış

“Teorik Dil Alanı”

Salih Mirzabeyoğlu

İBDA Yay. 3. Basım syf: 58-59-60-61

 

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Kur’an’ın Gücü

Kaç yaşındasın nine? -71… -Demek İstiklal Savaşı’nda 20-21 yaşlarındaydın… -Öyle zahir… -O günden beri çıkmadın …

Türk İrfanı

  Tanrıkuluna bu defa ben bir mevzu takdim etmek istedim: – Efendim: Türk irfanını köklendirmek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir