Son Yazılar
Başlangıç » Yazılar » Büyük Doğu ve İbda; Bir aynîyetin iki kanadı!

Büyük Doğu ve İbda; Bir aynîyetin iki kanadı!

İbda Büyük Doğu’nun muradı ve maksadıdır. Bunu daha önce de ifâde etmiştik. Zâten bu durumu İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, hem eserleri, hem hayatı, hem de Üstad Necip Fazıl’a olan nisbeti ile isbatçısı olmuştur. Lâfın fazlası ahmağa söylenir. 60 küsür ciltlik İbda Külliyatı’nda bunu görmeyen adama ne söylenebilir ki?

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu evvel emirde bir “ademe mahkum etme” olayı vardır. Hem sol cenahta, hem de bizim mahallede. Sol cenahtaki korku; eğer Salih Mirzabeyoğlu ve fikirleri öğrenilir ise, altlarındaki zemin kayacak ve büyük bir boşlukta kalacaklardır. Çünkü onların da hâkikâtini anlatan İbda ve Salih Mirzabeyoğlu’dur.

Bizim mahalledeki dert ise; sahteliklerinin gün yüzüne çıkma korkusu. İbda ve Salih Mirzabeyoğlu tanındıkça, bunlardaki sahtelikler, riyakârlık, fikirsizlik ortaya çıkacak ve bütün sahte dengeleri alt-üst olacaktır. Bu sebebden yıllardır İbda ve Salih Mirzabeyoğlu’nu “ademe mahkum etmeye” çalışmışlar fakat “güneş balçıkla sıvanamaz” kadim hakikatine toslamışlardır. Çok şükür bugün her yerde İbda ve Salih Mirzabeyoğlu’nun izleri görünmektedir.

Peki bunları tekrarlama ihtiyacını neden hissettik?

Eski bir hastalığın bazılarında tekrar nüksetmesi diyelim.

efendi haz

Es-seyyid Abdülhâkim Arvasi hazretleri, Üstad Necip Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun resimlerinin yanyana konulup üzerine de “ÜÇ IŞIK” yazılması sonucu hazırlanan bir görselle ilgili sosyal medyada yapılan yorumlar üzerine bir açıklama yapma zarureti hissettik.

Başın başında belirtelim ki; es-Seyyid Abdülhâkim Arvasi hazretleri halife bırakmamıştır.

Efendim, «Altun Silsile»nin 33’üncü halkasıdır. Tesbihin son tanesi gibi, başındakine ve bütün sayılara sayı ve yollara yol verene en yakından bağlı ve tam bir devrin dönüm ifadesi…”

“Hiç bir devir boş olmıyacağına göre, Abdülhâkim Efendi Hazretlerinden sonra kime geliyor sıra?..

Kat’î olarak bildiğimiz, hiç bir devrin boş olmıyacağı prensibinden sonra, kim, nerede ve nasıl suallerine:

— Bilmiyoruz! Demekten ibaret…

Abdülhâkim Efendi Hazretleri, son günlerine kadar, kâmil mürşidi soranlara efendileri Seyyid Fehim Hazretlerini murat ederek:

«— 1313’ten beri kâmil mürşid gelmedi.»

Buyururlardı…

Biz de:

— 1362 (1943)ten beri kâmil mürşidden haberimiz yok!

Demek mevkiindeyiz.” NFK (O ve Ben)

Büyük İrşad Kutbu es-seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerinin ve Üstad Necip Fazıl Ehl-i Sünnet itikadı üzerindeki destanlık mücadelesini hatırlatmak isteriz. Bugün dahi Türkiye’de bu ana gövdeyi bihakkın temsil noktasında Büyük Doğu-İbda dünya görüşünün yıkılmaz kale olma özelliği herkes tarafından görülmelidir. Ana gövdeden ayrılan SAPKIN kolların ve o SAPKIN kolları kendi emperyal amaçları doğrultusunda kullanan emperyalistlerin birçok koldan saldırmaları da bu nedenledir. Hatta Altun Silsile olarak tabir edilen ve es-seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri ile 33 sayısında ebedi mühür ile mühürlenen silsileye tasallutlar dahi bu ana gövdeyi bozmak adına yapılan girişimler olarak değerlendirmeliyiz. Eğer ki o mühürü kaldırabilirlerse -bunun için 60 yıldır uğraşıyorlar- ekleme, sahte şeyh-mürşidler eli ile ana gövdeye sızmaya çalışacaklar. Ve bu kaleye saldırmak adına yapılan faaliyetlerdir. Herkesin malumudur ki, Altun Silsile’nin o mührünü kaldırmaya çalışan Enver Ören taifesinin, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun cezaevine giriş ve içeride gördüğü işkencelerde, bunların da parmağı olduğu bilinmektedir… (http://vadetamam.com/2015/04/dinsizlige-giden-kopru.html)

Bütün bunları söylememizin sebebi; o görselle İbdacıların Salih Mirzabeyoğlu’nu, Altun Silsile’nin devamı gibi telakki ettiklerine dair iftira ve yalandır.

Birincisi; Ne Üstad Necip Fazıl’ın, ne de Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun silsilenin devamı oldukları yönünde bir iddiaları yok ki, silsile üretme olayı vukû bulsun.

İkincisi; İbda bir fikir hareketidir, tarikat değildir. Bu sebebden, silsile üretmeye ihtiyacı yoktur.

Üçüncüsü; O görselle anlatılmak istenen; yolumuzun ve davamızın üç büyüğü, üç güneşi, üç büyük şahsiyeti olarak üç ışıktır.

Biz bunu bilir, bunu söyleriz. Kendini İbda’ya nisbet eden hiçkimse İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nu tarikat şeyhi olarak görmez… Böyle bir iddiaya kargalar bile güler.

Bu iddiayı ortaya atanların niyeti baştan bellidir. Eski hasetlik duyguları kabarmıştır ve bundan dolayı böyle iftiralara tenezzül etmektedirler.

mc3bcjde

Üstad Necip Fazıl açık ve alenî olarak, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu hakkındaki sözleri ortadadır.

“Fikir çilesinin müstesna genci…”

“Bize ağuşunu açmış, takdirkârıyım.”

“Elime bir genç geçti, pir geçti.”

Bizzat Üstad Necip Fazıl, İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’na:

“Gördüğünüz gibi, bana ‘Abdülhakîm Arvasî Hazretlerini görsen iyi olurdu ama, bir şey farketmez; seni ben yetiştireceğim!’ diyen Üstadım’ın mevkii de açıklanmış oluyor: Hakîmvarî Necip Fazıl…” (Üç Işık sayfa:120-121)

rapor10_1

Ve Rapor’larda, “Necip Fazıl ve Yeni Dostları” diyerek İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’na yer açmıştır. Necip Fazıl’ın, Akıncı Güç (1979) dergisini “Müjdelerin Müjdesi” diye karşılayışı ve “Işık” yazısını ve “İdeolocya Örgüsü”ne ek olarak “İslâm’ı yenilemek”yazısını “Akıncı Güç kadrosuna” ithafı ile İbda Mimarı’nı “Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyacak” “genç” olduğunu cümle aleme ilân etmiştir…

ithaf

Ve bu takdim ve takdirin karşılığını “canı ile kanı ile” eserleri ile, zindanlarda, işkencelerde göstermiştir. Büyük Doğu’ya nisbetle ortaya, meydan yerine tek bir fikir, tek bir eser koymamış, kel ve keleşlerin İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’na laf söylemek ne hadleri ne de boyları yeter.

30 küsür yıllık bir mücadele içinde yetişen İbda Nesli bu kel ve keleşlere her yerde ve her zeminde karşılık vermeye devam edecektir.

Son söz yine İbda Mimarı’ndan:

“Demin söyledim; bir büyüğü ancak bir büyük metheder… Hiç bir şey anlamıyorsan bu mânâdan pay almaya bak. O’nu mânâsı, davası ve gayesi dışında -bu arada bizi de yemiş oluyorlar(!) tabiî- “anma ve değerlendirmeler” hep aynı kapıya çıkar… “Dâvâ ve mana” dediğin kapılar daha açılmadan suratına kapanır… Ondan sonra da kendi şeyini üzerine sıvazla dur; ‘o bir dehaydı, olur mu dehadan da dehaydı, ne diyorsun sen o dehadan dehadan daha dehaydı’ filân… Kelâm yalama oluyor. (…) defalarca yazdık, söyledik, anlattık; Büyük Doğu’nun muradı İbda’dır… Gösterdik, eğer derdiniz bunu perdelemekse, o treni kaçırdınız… Elhamdülillah. İstediğiniz kadar debelenebilirsiniz, bu “mânâ” artık hiçbir hile ile boğulamaz şekilde, cemiyet meydanında heykelleşmiştir, Allah’ın izniyle…”

Salih Mirzabeyoğlu ile Sohbet ve İntibâlar – Şükrü Sak

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Üstad’ın Kaleminden “İhlasçı”lar

ACEZE BASIN Türk basını, her çeşit günlükler ve haftalıklarla beraber 2 buçuk milyona varan bir …

Sünnetin Önemi

  Bismillâhir-rahmânir-rahîm. Elhamdü lillâhi hakka hamdihî, ves-salâtü ves-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ ve senedinâ ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir