Son Yazılar
Başlangıç » Din ve Tasavvuf » Feridüddin-i Attar’dan Şiilere cevab

Feridüddin-i Attar’dan Şiilere cevab

KÖR İNANÇ BAHSİ

Ey taassuba tutulan,  sürekli eleştirip kınamada, bir de sevgide kalmış kişi!

Akıllıca bir lâf söylüyor, iç âlemden bahsediyorsan neden taassuptan dem vuruyorsun?

Hilâfette kapıp çarpma yok.  Ey gerçekten haberi olmayan, nasıl olur da Ebubekir’le Ömer’den böyle bir iş çıkar?

Eğer o iki yüce insanda da böyle bir kapıp çarpma olsaydı ikisi de yerlerine oğullarını geçirirlerdi.

Eğer onlar,  hakkı gasbetmiş olsalardı öbür sahabeye onları bu işten uzaklaştırmak farz olurdu.

Halbuki sahabe hiç böyle bir işe girişmedi… Farzı terketmeyi uygun mu gördüler dersin?

Mademki hiç biri böyle  bir işe girişmedi, onları menetmedi;  şu  halde  hadi,  kendiliğinden hepsini haksız bul, yalancı say bakalım!

Peygamber  sahabesinin  yalancılığını  kabul  edersen  Peygamber’in  sözüne  de yalan demiş olursun!

Çünkü  Peygamber,  Benim  dostlarımın herbiri  parlak bir yıldıza benzer. Yüzyılların hayırlısı benim yaşadığım yüzyıldı.

Halkın en iyileri benim dostlarımdır, akrabamdır, beni sevenlerdir.’  demiştir.

Peki; halkın en iyisi, senin yanında en kötüyse sana nasıl olur da doğru görüş sahibi denebilir?

Nasıl uygun görürsün. Peygamber’in dostları, haksız bir adamı canla başla kabul etsinler?

Onu Peygamber’in makamına çıkarsınlar?

Bu yanlış işi sahabe yapar mı hiç?

Hepsinin,  birisini seçmesi doğru değilse şu halde  Kur’an’ın  toplanması  da  doğru  değil.

Kur’an da yanlış!

Oysaki Peygamber sahabesi, ne yaparsa doğrudur, yerindedir,  onlar en doğru,  en iyi işi yaparlar!

Onların birisini inkâr ettin mi otuz üç binini de inkâr ettin demektir.

Haksız hiç bir iş yapamayan,  hattâ devenin bir tek dizbağını bile kaybetmeyen, İşte bu derece gerçeğe sarılan kişi, nasıl olur da haklı olanın hakkını  gasbeder? Hiç umulur mu bu?

Sıddık’ın batıl bir işe meyli olsaydı nasıl olur da halifeliğe lâyık olurdu?

Ömer,  zerre kadar yanlışa meyilli olsaydı bir zerrecik suç için oğlunu öldürür müydü?

Sıddık daima yol eriydi, her şeyden kesilmişti, Allah’ın kapışma yüz tutmuştu.

Malım, kızını, canını din yolunda feda etmişti… Böyle adam nasıl zulmeder, akıl alır mı?

O, rivayet kabuğundan arınmıştı… Allah’ın yardımına mazhar olmuş, o içi elde etmişti.

Minberde bile edebe riayet eden,  Peygamber’in makamına oturmayan kişinin,

Bu halini önden,  sondan herkes görür de sonra nasıl olur, birisi çıkar,  ona haksız der?

Faruk’un da işi gücü adaletti.  Kâh kerpiç dökerdi,  kâh diken sökerdi.

Odunu desteler, kendisi taşır, şehire girer, halktan yol isterdi.

Her gün,  bu zindanda yedi lokmacık  ekmek yerdi. Yediği buydu ancak.

Sofrasında sirkeyle tuz bulunurdu. Ekmeği de beytülmalden değildi.

Yatıp uyuduğu zaman yatağı kumdu, başının altına koyduğu yastık ise toprak!

Saka gibi su kırbasını taşır, kocakarıya uyuyacağı zaman su götürürdü.

Gece  oldu  mu  kendisini  hiç  düşünmez, bütün gece orduyu bekler, korurdu.

Huzeyfe’ye  “Ey bakış ve  görüş  sahibi,  Ömer’de münafıklıktan bir şey görüyor musun hiç?

Ayıbımı yüzüme  karşı  söyleyen  bana  zulüm etmemiş,  aksine bir armağan getirmiş demektir.” dedi..

Hilâfet kavgasındaysa neden on yedi batmanlık bir hırkası vardı yalnız?

Eline de kumaş geçti,  ne bez..  Onun  için hırkasını tam on deri parçasıyla yamamıştı.

Böyle  padişahlık  eden  kişi  nasıl  olur  da birisine zulmeder?

Kâh kerpiç taşıyan, kâh balçık götüren kişi, bütün bu zahmetleri bâtıl uğrunda çeker mi?

Hilâfet havasında  olsaydı  kendisini  padişah ilân eder, saltanata başlardı.

Zamanında  inkârcıların  şehirleri  küfürden temizlendi… Müslüman şehirleri oldu.

Eğer  bunun  için  taassup  gösteriyor,  bunun için ona düşman oluyorsan  insafın yok senin, bu halde kahrolarak öl.

O zehirle ölmedi., Sen onun içtiği zehri içmediğin halde niceye bir onun  kahrıyla  ölüp duracaksın?

Hayır,  ey  hak  tanımayan  bilgisiz,  hilâfet hususunda onları kendinle kıyaslama!

Eğer  bu  makam,  senin  başına  gelseydi dertlere düşer, ciğerin ateşlenirdi.

Bir çıkıp da onlardan bu halifeliği alsaydı yüzlerce belayı almış olurdu.

Ömrü  boyunca  halkın  vebalini  boynuna almak kolay bir iş değil.

 

ÖMER’İN HALİFELİKTEN VAZGEÇMESİ

 

Ömer, Üveys’in yanma gelip coştu, dedi ki:

Halifeliği satıyorum, bıktım bu işten.

Bir alıcı olsa bir dinar bile verse satar giderdim.

Üveys,  Ömer’den  bu  sözü  duyunca  dedi ki: Sen bırak, alan var mı yok mu, aldırış bile etme!

Sen at da kime lâzımsa gelir, yoldan kaldırır, alır gider.

Ömer,  halifeliği  terk  etmek  isteyince  bütün sahâbe itiraza başladı.

Hepsi de “Allah için olsun, ey önümüzden giden,  sakın bunu yapma.

Halifeliği, senin boynuna Ebubekir yükledi. Bunu körükörüne yapmadı ya, biliyordu da yaptı.

Şimdi  onun  buyruğundan  baş  çekersen ruhu incinir” dediler.

Ömer, bu kuvvetli delili duyunca halifeliği bırakmakdan vazgeçti ama bu iş,  ona büsbütün ağır geldi.

 

ALİ’NİN KATİLİNE ŞERBET SUNMASI

 

O kötü bahtlı kişi, takdir bu ya,  ne çare..

Murtaza’yı ansızın yaralayınca, Murtaza’ya bir şerbet sundular..  Murtaza

“kanımı döken nerde? Önce bunu ona sunun, içsin,  sonra ben içeyim: çünkü o, benimle yoldaş olacak, onunla aynı yola gideceğiz” dedi.

Şerbeti  o  haine  götürdüler.  Dedi  ki:  “Bu zehir.. Haydar beni, kahretmek, zehirlemek istiyor.”

Murtaza dedi ki: “Allah hakkı için, bu hayırsız adam, sunduğum şerbeti içseydi.

Onsuz adım atmaz Allah’ın huzurunda o girmedikçe Cennetül Me’va’ya girmezdim!”

Düşmanı bile bu derece esirgeyen Ali, nasıl olur da Sıddık’a kin güder?

Düşmanın bile bu derece derdine düşen, nasıl olur da Atik’e düşmanlık eder?

Bütün âlemde Ali gibi Ebu Bekiri Sıddık’ı seven kişi bir daha gelmez!

Hâlâ Murtazâ mazlumdu;  halifeliği ondan kaptılar, onu mahrum ettiler mi diyeceksin?

Ali,  Allah’ın  arslanıdır.  Başların  tacıdır..

Gafil adam, arslana kimse zulmedemez!

 

HZ ALİ’NİN BÜYÜKLÜĞÜ VE ŞEREFİ

 

Mustafa (S.A.V.) bir gün, bir yerde konakladı. Askere, kuyudan su getirin,  dedi.

Birisi  gitti,  fakat  derhal  koşa  koşa  geri döndü ve “kuyu kan içinde, suyu da yok” dedi.

Peygamber dedi ki: “Neden öyle kanlı, biliyor musun? Murtaza,  sırlarını o kuyuya söylemişti, ondan!”

Canında bu kadar heyecan bulunan,  ruhu kem kesilmiş olan birisi, yüreğinde  bir karıncaya bile kin besleyebilir mi?

Senin  canın  taassupla  coşmada.,  fakat Murtaza’da böyle bir can yoktur, sus!

Murtaza’yı kendinle kıyaslama sen. Hakkı tanıyan hakta boğulur gider.

O da Allah işlerine boğulup gitmiş, senin hayallerinden de bıkmıştır.

Murtaza,  senin  gibi  kinle  dolu  olsaydı Mustafa’nın sahabesiyle elbette savaşırdı.

O, senden çok yiğitti; peki, neden kimseyle savaşmadı?

Sıddık haksız olsaydı haklı olan Murtaza, onunla savaşmaz, hakkını istemez miydi? Şaşılacak şey bu!

Müminler anasına uyanlar,  kin güdüyorlardı. Din için savaşmıyorlardı.

Murtaza,  bunu  görünce  o  kadar  çalıştı, çabaladı ki nihayet zorla onları alt etti.

Kızıyla savaşmayı bilen kişi o kızın babasıyla savaşmayı da bildirdi elbette.

Fakat, sende Ali’den bir iz yok. Ali’yi bilmiyorsun sen. Ali’ye ait yalnız ayın, lâm, ye harflerin-den haberin var, işte o kadar!

Sen, kendi canına âşıksın; bu yüzden kararın kalmamış… halbuki o, yüzlerce can feda etmeye hazır!

Sahabeden  biri  öldürülmüş  olsa Haydar Kerrâr, pek dertlenirdi.

“Ben de neye öldürülmedim? Aziz  canım, demek ki  gözüme hoş görünüyor” derdi.

Peygamber de “Ne oldu ya Ali? Sabret.. Allah, bunu sana da nasip eder” buyururdu..

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Ashab-ı Uhdud

  «Uhdûd ashabının canı çıksın.» Uhdûd ashabına la’net olsun. Uhdûd toprağa kazılan kazıdır ki cem’i …

Ashabı kiram ve bilhassa Hazreti Muaviye hakkında başlıca kütübi islâmiyenin hüsni şahadeti ve eazimi ümmetin nezih kanaatleri:

(1) (Kur’anı mübîn): Allah Taalâ Hazretleri kitabı kerîminde bütün ashabı kiramı sena ediyor. Muhammed Allahın …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir