Son Yazılar
Başlangıç » Şahsiyetler » Ahmet Kerse-31 Ocak 1983

Ahmet Kerse-31 Ocak 1983

Aslında her güne bir destan yazılabilir burada..

Anadolu’nun yiğit delikanlılarının destanını…

Kimisi; evlenmeyi hayal ettiği yavuklusunu bıraktı, düştü ülküsünün peşine..

Kimisi; istikbâlini istiklâle tercih etti, makam, mevki heveslerini elinin tersi ile itti…

Kimisi; ana, baba hasretini bağrına basıp, vatan derdine düştü genç yaşta…

Kimisi; sephalarda “Allah-u Ekber” nidaları ile inletti yeri göğü…

Kimisi de; al kanları ille suladı vatan topraklarını, ülkü çiçeklerinin büyümesi için…

Evet bu Anadolu’nun destanıdır. Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle; “Mekân, Anadolu, Zaman, İslâmiyet!” şuuruyla Anadolu’nun İslâm sancağını en yükseğe taşımaya ahdedenlerin destanı…

Bu yiğitlerden birisi de Anteb’li Ahmet Kerse…

Gaziantep’in Oğuzeli ilçesine bağlı Hacar (Yeşildere) köyündendi. Gaziantep Üniversitesi Fizik Kimya Biyoloji Bölümü son sınıfta okurken, isminin geçtiği bir olay sonrasında tutuklanan Ahmet Kerse, nasibine darağacı düşen yiğitlerdendi. Çünkü; “bir sağdan bir soldan” demişti köpeğin birisi. Suçlu veya suçsuz olması mühim değildi. Hem mahkemede bütün tanıklar Ahmet’in aleyhine tanıklık yapmışlardı.

8 Temmuz 1981 tarihinde idam cezasına mahkum edildi. 31 Ocak 1983’te infaz edildi. Adana 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi’nin verdiği karar, askeri yargıtayca onaylanınca infaz; Gaziantep Cezaevi’nde gerçekleştirildi. İnfaz, onay kararının Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayınlandığı 28 Ocak gününden bir buçuk gün sonra gerçekleştirildi.

Ailesinden hiçbir kimseye haber edilmemişti. Hatta Ahmet’e bir parça kefeni bile fazla gören zalimler, O’nu üzerindeki eşofmanıyla defnetmişlerdi…

Abisi Ahmet Kerse’yi şöyle anlatıyor:

“O, vatanını seven dürüst ve çalışkan bir öğrenciydi. Ailemizde okuyan tek kişiydi. İyi bir öğretmen olmak istiyordu. Darbe sonrası üniversite kapanınca çay ocağında çalışmaya başlamıştı. Antep’te yaşanan bir olayda birileri onun ismini telaffuz etmiş. Hiçbir suçu yokken Akyol Karakolu’na götürdüler. İşkenceyle ifadesini almışlar. Daha sonra Adana’ya götürüldü. Kendisine her ulaştığımızda ‘Merak etmeyin, suçsuzum. Çıkacağım.’ diyerek bizi sürekli teselli etti. Bir iki yıl geçmeden Antep E tipine getirildi. Buraya gelince eşyalarını falan göndererek tahliye olacağını, suçsuz olduğunu yeniledi. Ortada suçlu olduğuna dair hiç bir kanıt yoktu.”

Olayla ilgili 4-5 kişinin yakalandığını ve hepsinin hapishaneden çıktığını hatırlatan abi Kerse, “Kardeşim, 2 yıl 4 ay hapishanede yattı. Bu sürede tüm arkadaşları çıktı. O zamanlar yakınımıza sahip de çıkamıyorduk. Sahip çıksan seni de tutuklayıp götürüyorlardı.” diye konuştu.

Hiçbir aile ferdiyle görüştürülmeden, gecenin 02.00’sinde asılan Ahmet Kerse, kefenlenmeden ve cenaze namazı kılınmadan eşofmanlarıyla birlikte defnedilmiş. Kardeşinin toprağa verildiği yeri çok zor öğrendiğini vurgulayan abi Kerse, yaşadıklarını şu şekilde anlattı:

“Kardeşim asılırken bizden hiç kimseye haber vermediler. Gecenin bir yarısında kaldırıp, son bir isteği olup olmadığını sormuşlar. O da abdest alıp namaz kılmak istemiş. Daha sonra bizden kimseyi göremeyince, ‘aileme haber vermediniz mi?’ demiş. Astıktan sonra gecenin bir yarısı Gaziantep mezarlığına götürüp kimsesiz gibi eşofmanlarıyla gömmüşler. Bir parça kefeni çok görmüşler. Hakim Cemal Aksoy vardı. Çalıştığım yerden dolayı tanıyordum. Yanına gittim, görüştüm. Dirimizi vermediniz, ölümüzü verin dedim Nöbetçi binbaşıdan şartlı imzalı izin aldım. Cenazemizi gömdükleri yerden çıkardım. Annem bayıldı. Biz cenazeyi yıkarken alay komutanının emriyle askerler evin bahçesinde bekledi. Daha sonra kefenleyip, namazını kıldık. Şu an Oğuzeli’nde yatıyor.”

Şehit Ahmet Kerse’nin Ülküdaşlarına mektubu…

“Hakime küfrettim. Hakim put! Vicdanı adaletin görkemli sarayından, sarayın mücerret bekçisinden, görünmez koruyucularından azade.. Kişiliği silik…
Benim böylesi muğlak bir kişilikten ne alıp veremediğim var?

Baktı önündeki yazılı müeyyidelere, kırdı kalemi. Küçük dilinin dönmesi ile çıkardığı kahkahayı duydum. Onun haline güdüm. Güya sinsi gülüyor.

O kim, bilmem ne maddesi kim? Her şeyin vasıta olduğu bu dünyada, oluşlara basamaklık edenlere kızmaya hiç gerek yok.

Doğru olan, gücün ve tedbirin kar etmediği yerde durup tevekkül etmek, her daim ona sığınmaktır. Karanlığı aydınlık bilmek, mutlu olmasını öğrenmektir.

Her zaman ve mekanda Yüce Allah’a dayanmak biricik yol. Tabii yol bilene!

Allah’a iyi bir kul olmalıyım. Bütün uğraşım, çabam bu yönde olmalı. Şayet nasipse şahadet şerbeti içmek, beni bu mertebeye getiren mazimle Övünmeliyim.

Şehid olmak her er kişiye nasip değil! Bil kıymetini!

Bu büyük mertebeye ulaşmak için, Allah’ın sevgilisinden, Bedir harbine katılmak için izin isteyen sahabenin çırpınışları unutulur mu?

Cennet müjdelenmiş. “Ağaçları altında ırmaklar akan” güzide köşeler…

Hakikat bu!

Geçici zevklerin süslediği ve hayal olarak hafızalarda silikleşen, anlık dürtülerin ürünü, anlık süprüntülerin ne ehemmiyeti, ne kıymeti vardır?

Mutlak mutluluğa gark olmak varken, izafi saadetin çeşnisine kapılıp, kanmak, kandırılmak ne ayıp bir şey! Çok kötü bir hali

Hayır! kanmadım, kanmayacağım!

O gün yeniden dirilişimdir, pak ve saf halimle. O an ölmek değil, yaşamaktır.

“Allah yolunda ölenleri ölü bilmeyiniz… Onlar diridirler!

“… Onlara cennet müjdelenmiştir.”

Virajı dönmek ve has bahçesinin güllerini derlemek… Derleyeceğim renk renk gülleri sonra da koklayacağım doyasıya..

Ben ilk değilim. Uzayan zincirin bir halkası olacağım. Ardım sıra bu zincirin bir halkası olabilmek için didinenler, çalışanlar çok. Heyecanlı bekleşen kalabalık var.

Allah’ın eli Bu davanın üzerinde!

Tökezlemek, sürünmek, yakalanmak yok.

Sinemiz demir, yüreğimiz çelik, kötülükleri boğmak, iyilikleri yaşatmak İçin hep mücadele, hep mücadele… Bir an olsun bile gaflet uykusunda kalmak yok.

Gafleti sevmek, şeytanın çelmelerine kanmak ölümdür. Gerçek Ölüm!

Doğruyu insanlara duyurmak için savaşmak lazımdır…

Anam köyde. Son günler sık sık rüyama girer oldu. Ağlamaz anam hep güler. Bir şehid anası olacak, keyfi bu yüzden. Heyecanı, gönlündeki haz ılıklığı bu sebepten…

Titrer anam, elleri ile bazı kereler yüzünü örter. Ben idam sehpasına yürürken anam karalar bağlamaz. Bilir, inanır ki, oğul ölmedi, yaşıyor. Bu dünya hancıların konakladığı bir misafirhane.

Buradan göç eden bir başka alemde, ebedi yurt evinde yaşar.

Anam yeşil yemenisini hiç başından eksik etmez. Allah örtünün dediği için Örtünür. Anam ülkü sahibi yiğitleri över.

Babam da öyle.Babam süslü hayat yaşamak uğruna zillet, illete boyun eğen bel kıvıran, yılanlaşan insanları sevmez.

Kötülerin baş düşmanıdır.

insan Allah’a inanmadıkça, yüce ülküleri yakalamak için cehd ve gayret sarfetmedikce o adama insan denmez.

Hele halife hiç denmez. Her adam insan değil, her insan da halife değil! Bu biline!

Sabırsızım, içimde sevinç coşkusu, kulaklarımda Kur’an kıratı… Ben uçmak istiyorum, uzaklara, pak mekanlara, gül ekenlere, çiçek dikenlere uçmak…

Bükülmeyeceğim, kırılmayacağım. Bu emanet olan “ben”i yüce yaradanıma helali ile teslim edeceğim.

Ölsem bile ölmeyeceğim. Varın siz anlayın!

Ben insanlara dayanmadım ki, yıkılayım, insancıklardan medet ummadım ki, zarara ziyana gireyim. Ezel ve ebed olan Yüce Mevla’ya gönül verdik.

Onun içindir ki, bu dava sönmez, bitmez, çapulcuların çökmesinden, kaçmasından etkilenmez…

İlay-ı kelimetullah! diyen diller lal olmaz.
Allah diye inleyen güller solmaz.
Tekbir getiren, teşbih eden güller solmaz.
Susmayacak Hakk’ın dili!”
BEN KENDİMİ HESABA ÇEKTİM GERİSİ MÜHİM DEĞİL…

Ahmet KERSE

 

Ruhun şad, mekanın cennet olsun, yiğit ADAM!

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Şehid Gökhan Süfürler-21 Aralık 1996

Türkiye’den birçok cihad beldesine gidip, oralarda şehid olmuş ve isimlerini çoğumuzun bilmediği şehidlerimiz var. Allah …

Şehid Sancar Kartal-25 Ocak 2000

SANCAR KARTAL’A Ölümü sırtında taşıdı, O Şehadet için yaşadı.   O kavgadan asla kaçmazdı, Zalimlere …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir