Son Yazılar
Başlangıç » Şahsiyetler » Şehid Hasan Meriç-7 Ocak 2000

Şehid Hasan Meriç-7 Ocak 2000

 

“İşte bu heykel duruş

dünyaya tepeden bakış

müjdecisi zaferin” (Salih Mirzabeyoğlu)

 

Hani derler ya şehidler ölmez

Onlar aramızda bizle beraber

Varlığını hissedersen en kötü zamanında

Devrimimize omuz verirler

İşte böyledir Anadolu

Her karışında şehid kanı

Her köşesinde bir destan

Her yanı aslan dolu

Sencer olur ismi coşar

Yücel olur yükseklere uçar

Halil’dir o vatana yar

Hele ki bir Hasan var.

Bandırma zindanı şahit ona

Kanı ile yazdığı destana

Kahramanca vuruşarak ulaştığına

Hasan Meriç’in sevdasına.

 

Sevda ki hiçbir devirde eskimeyen

Uğruna nice canlar verilen

Peygambere komşu olan

Hasan Meriç’in sevdası.

 

Hasan Meriç.

7 Ocak 2000’de bir Cuma günü, bayram arefesinde şehid düştü. Şehadetine 33 can şahid oldu. 

Ve öyle savaştı ki Hasan 33 yiğit buna da şahid oldu. Düşmana aman dilemedi, korkmadı, yılmadı, geri durmadı ve ileri atıldı. Öyle ki düşman geri durdu. Ama Hasan duramazdı, kanatlanıp cennete uçacaktı ve uçtu.

Bir bayram arefesinde şehid oldu Hasan. Zaten ablasına “Ziyaretime gel. Bir daha görüşemeyebiliriz. Bayramda şehid olacağım!” demişti. Adetâ önceden müjdesini almıştı.

Hasan Meriç Konyalıydı. Anadolu’nun masumiyetini, yiğitliğini, İslâm davasını temsil ediyordu sanki. Tahliyesine 3 ay kala şehid olmuştu Hasan Meriç. 

Bir şehidin arkasından ne söylenebilir ki?

Ne söylenirse söylensin, hangi kelimeler kullanılırsa kullanılsın kifâyetsiz kalır elbet. 

Hasan’ın şehadetinden sonra arkadaşların gördükleri rüyalarda, Hasan hep aramızda, koğuşta bizimle birlikte. Rüyayı görenler hayret ediyor, “Sen ölmedin mi?” diye tepki gösteriyorlar. Hasan hiç oralı değil, “Bir tekme yedim sadece” diyor ve koğuşta bizden biri gibi yaşamaya devam ediyor. Hâkikatte bu zaten; “Şehidlere ölüler demeyin” diye buyuran Yüce Allah… Ve şehid, devamlı mevzide yaşarmış, mevzi kazar ve savaşırmış devamlı, tâ ki kıyamete kadar… Kanlı çatışmada sayımız 33 idi, bir kaybımız olmadı, çünkü şehid her zaman aramızda demek… Şehid, bereketiyle gelirmiş, bu da işin cabası… Dünyada ulaşacağımız en yüksek mertebe şehidlik; daha büyüğü yok. Ne mutlu Hasan’a ki şehidlikle taçlandı ve bizim tâcımız oldu. Hz.Hamza’nın, Hz.Hüseyin’in, Atıf Hoca’nın, Metin Yüksel’in, Cahid Ayaz’ın, Şeyh Muhammed Emin’in, Sancar Kartal’ın ve diğerlerinin yanına gitti… Şehidlik herkese nasip olmaz, nasipli bir arkadaşmış… İntikamı da geride kalanların boynuna borç, hem de misliyle… Yine şehidimizin rüyada söylediği gibi: “Askerin yumuşak davranmasına aldanmayın, benim intikamımı muhakkak alın!” Öyle ya, mikroba merhamet olur mu? Çatışma günü ramazan olmasına rağmen ağzında sigara olan ve Kelime-i Tevhid bayrağına kurşun sıkan kafir güruhunun, şer’an hükmü belli zaten. Şehadet haberi üzerine Akit Gazetesi’nin attığı manşet olduğu gibi: “Oruç İnfazı”
Öyle ki, üstleri tarafında askerlere “hangisinin İBDA’cı olduğu belli olmaz” denilerek aralarından inançlılar ayaklanıyor ve Allah’sızlığı tescilli rütbeliler ön safa sürülüyordu; eşi başörtülü cezaevi komutanı ise mecburi izne yollanıyordu… 3 yüz civarında gaz bombası atıldığı ve binlerce merminin çatışma sırasında bir asker gönüldaşlarımıza şöyle diyordu: “Size atılan gaz bombalarından zehirlenen askerlere, cezaevi personeline ve adli mahkumlara doktor ve ilk yardım arabası yetiştiremiyorduk. Siz o koğuşta nasıl durabiliyorsunuz?” tüm cezaevini zehirleyecek kadar gaz bombası atıldığının itirafı… (Kazım Albayrak, Baran Dergisi 33. sayı)
Evet bir Ramazan günü saldırdı satılık hain adamlar. Kara yüzlü, karanlık adamlar. Ama hiç tahmin etmedikleri bir direnişle karşılaştılar. Çünkü karşılarında 33 tane şehidlik adayı, 33 tane ölmeden ölme sırrına ermiş yiğit vardı. Bir tesbihin taneleri kadar. 33…
Ve işte başka bir şahidlik Hasan Meriç hakkında:
hikayesi hüzünlüdür.. yıl 1996… üniversiteye başladığım yıl. * evet o ilk zamanlar, okula gidiyoruz geliyoruz, yeni insanlarla tanışıyoruz, birbirini tanımaya çalışanlar arkadaş grupları oluşturmaya çalışıyor, ikili üçlü… haliyle bir sürü kişiyle tanışıyorsun, “merhaba” “merhaba” , “ben filan” “ben de filan”, “memnun oldum”, “nasılsın”, “görüşmek üzere”, vs… o da onlardan biriydi, müşterek arkadaşlar vasıtasıyla tanıştığım… adı hasan; kalın çerçeveli gözlüğü, hafif sakalı, utangaç-ürkek bakışlarıyla hatırlıyorum… ha bir de her daim üzerinde olduğunu sandığım, kolsuz kırmızı montu kalmış aklımda (niyeyse). daha da fazla bir bilgi kırıntısı yok. öğrencilerden bir öğrenciydi işte…
bir- iki ay geçti bir haber: “hasan amerikan kolejine molotof kokteyli atarken polis tarafından yakalanmış!”, “haydaaa… niye ki lan?” “ibda c’lilere takılmış arkadaş, dava o, tutuklanmış, hapisteymiş!”, “alah alllah! iyi çocuktu yahu, yazık olmuş”, “neden iyi çocuklar molotof kokteyli atamazlar mı” “?”, “o değilde çocuğun hayatı söndü yaa…”, “ah vah”, “tüh.. tüh!”
bilmem ki aradan kaç gün, kaç hafta geçti. vize dönemi yaklaşmıştı. bir ingilizce imtihanıydı galiba, şu ‘yök dersleri’ diye tesmiye edilen derslerden… sınıfta bir grup muafiyet sınavını geçememiş bahtsız, vize sınav saatinin gelmesini bekliyoruz. bir iletişim fakültesi öğrencisinin mütemmim cüzü olan kopyalar kontrol ediliyor (yok yahu daha o zaman saf öğrenci muhayyilemiz ‘kopya’ imajıyla kirlenmemişti, sonranın işiydi o…). sayı az olduğu için anfide değil sınıftayız, ve o sınıfın kapısı… aniden kapıda bir astsubay peyda oldu (ilk şok). hemen arkasından iki tane jandarma er, omuzlarında neredeyse boyları kadar olan o çirkin g3 piyade tüfekleri, ve ikisinin ortasında elleri kelepçeli, siyah kalın çerçeveli gözlüğü, hafif sakalı, utangaç-ürkek bakışlarıyla bizim hasan (ikinci şok)… sınıftaki ingilizce muafiyet sınavından geçemeyen bahtsız öğrenciler makulesi ağzı açık vaziyette tabi… bununla bitmez… askerler hasanın kelepçelerini çözdüler, arada astsubayın buyurgan sesi: çözün! geç! otur!… hasan gassalın elinde meyyit misali, usulca en ön sıraya oturdu… en tuhafına geldi sıra; askerlerden biri, neresinden çıkardı hatırlayamadığım bir metrelik zinciri şöyle bir sallandırdı (o ne!) ve bir asma kilit (o an çatısı altında bulunulan mekana en yabancı iki şey)… asker, hasan’ın ayağına doğru eğildi, zinciri ayağıyla beraber oturduğu sıranın demirine bağladı, üzerine de kilit! (üçüncü şok). hayvanlar gibi yani!.. olaya şahit olan ingilizce muafiyet sınavnıdan geçemeyen bahtsız öğrenciler makulesi lal ü ebkem vaziyette… manzarayı anlamlandırmaya çalışıyorum zihnimde ama kifayetsiz… bizim hasanın eli cebine gidiyor; kolsuz kırmızı montunun derinliklerinden çıkardığı bir kalem ve de bir silgi… anladık ki ne anladık hasan da sınava girecekmiş!.. yine yüzündeki o ürkek-utangaç ifadeyle önündeki masaya bıraktı kalem ve silgiyi (hasan da sınava girecekmiş!)… eee n’olacak şimdi? şu astsubay, şu iki şapşal er başında mı duracak maznunun? astsubay emir verecek herhalde: “başla!”, “diğer soruya geç!”, “bakma etrafına, önüne dön!”, “son cümlelerini yaz!”, “bitti mi? ver bakalım şu kağıdı!”, “hımmm vaziyet kötü, bu kağıt kurtarmaz seni! ben de annarım ingilisçeden, açıköğretimden bitirdim!”, “neyse, al hoca şu kağıdı, kalk sen de bakiim, tak lan kelepçeyi sen de! yürü bakalım!..”, “komutanım, komutanım! peki biz, istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?…”
bunlar aklımdan geçmedi değil… hasan bekliyor (hasan da sınava girecekmiş!)… başında astsubay ve omuzlarında neredeyse yere değen çirkin g3lerle iki şapşal er. nihayet bu acibül garib vaziyet fakülte sekreteliğine ulaşmış, sekreter hışımla sınıfa girdi, ardından dersin hocası. “ah! ah! olur mu böyle? lütfen çıkın buradan, odaya geçelim, orada olur sınavını, ah! vah! olur mu böyle?” tuttular götürdüler hasan’ı; giderken şöyle bir baktı ingilizce muafiyet sınavından geçemeyen bahtsız öğrencilerin olduğu tarafa, hâlâ utangaç ürkek; yürüttüler yanıda omuzlarında neredeyse yere değen çirkin g3ler iki şapşal erle beraber… peki komutanım söylemediniz, biz, istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?
hasan’ın üniversitede girdiği ilk ve son imtihanıydı o. bir daha kimse görmedi onu okulda, yanında iki şapşal er ve başlarında bir astsubayla beraber. merak ediyorum şimdi, kaç almıştı o sınavdan acaba? sonucunu öğrenebilmiş miydi? iyi not alıp da sevinmiş, kötü alıp da “finalde kurtarırız baba, olmadı büt var” demiş miydi içinden, hapishanede dört duvarın arasındayken? bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz tabi ama bildiğim bir şey var, hem de çok acı…
birkaç sene sonra, 2000′ in başlarıydı zannedersem, gazetelere küçük bir haber: “jandarma, bandırma cezaevine baskın düzenledi: 1 ölü” gerisini araştırmacı google’cı tecessüsüyle ulaşabildiğim haberin metninden okuyalım: “bandırma cezaevindeki ibda c’li tutuklulara yönelik operasyon düzenlendi. operasyonda hasan meriç adlı bir tutuklu hayatını kaybederken, metris cezaevindeki ibda c’li tutuklular da, olayı protesto için 20 gardiyan ve bir cezaevi müdürü ile bir avukatı rehin aldı. 5 saat süren isyan anlaşmayla sonuçlandı…”
ideolojisi, davası, hayat görüşü uğruna canından olan “gök ekinler” üzerine yazılacak binlerce yazı vardı ama hasan öldü… gireceği daha nice vizeler, finaller, bütünlemeler, belki de çekeceği kopyalar vardı ama hasan öldü… belki ne bileyim iyi arkadaş olacaktık onunla ama hasan öldü… hep beraber dersi ekip kipa’daki çamların altında dünyanın anasını satacaktık ama hasan öldü… 62 boronova-konak otobüsüne atlayıp soluğu kitapçılarda alacaktık ama hasan öldü… bir bahar günü kızlarağası’nda orta kahvelerimizi içip sinemada 14:30 seansından yer ayırttığımız filmin saatini bekleme heyecanını yaşayacaktık ama hasan öldü… sınıfın kuytu güzellerine aşık olup birbirimize hiç anlatmayacaktık ama hasan öldü… ne bileyim, belki mezuniyet töreni denen abuk ritüel sonrasında oyun havaları eşliğinde “tey tey tey” deyip beraber tönecektik ama hasan öldü… ne bileyim belki…

ha komutanım bu arada, söylemediniz, biz, istediğimiz sorudan başlayabilir miyiz?..

(Şehid Hasan Meriç ve Şehid Halil Kantarcı)
Bir kez daha şehidimize rahmet diliyor ve “Yolun yolumuzdur” ey şehid, elbet intikamın alınacak.
Ruhun şad olsun….
 

 

Like
Beğen Muhteşem Haha Şaşırtıcı Üzücü Kızgın
1

Hakkında: vadetamam

Kontrol Ediliyor

Ahmet Kerse-31 Ocak 1983

Aslında her güne bir destan yazılabilir burada.. Anadolu’nun yiğit delikanlılarının destanını… Kimisi; evlenmeyi hayal ettiği …

Şehid Sancar Kartal-25 Ocak 2000

SANCAR KARTAL’A Ölümü sırtında taşıdı, O Şehadet için yaşadı.   O kavgadan asla kaçmazdı, Zalimlere …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir